·308 syf.····Okunma: 27 Kasım 2025 00:00 I. Hayatın Kurgusu
Hüseyin Nihal Atsız’ın “Ruh Adam” romanı otobiyografik, yer yer de fantastik izler taşıyan psikolojik bir romandır. Romanın başkahramanı Selim Pusat ile Hüseyin Nihal Atsız’ın hayatı arasında önemli paralellikler bulunmaktadır. Atsız gibi romanın başkahramanı Selim Pusat’ın da babası ve dedesi asker kökenlidir. Selim Pusat, kendinden rütbeli bir albayla girdiği fikri münakaşadan ötürü ordudan atılmıştır. Atsız ise henüz askeri tıbbiye öğrencisi iken Arap kökenli bir subayın kendisinden istediği selamı vermediği için askeri okuldan uzaklaştırılmıştır. Bundan sonrasında da Atsız’ın yaşamı ile Selim Pusat arasında bağlantılar kurmak mümkündür. Örneğin Atsız, askeri tıbbiyeden atıldıktan sonra girdiği üniversite asistanlığından da fikirleri dolayısıyla uzaklaştırılır. Bir süre öğretmenlik yapar, orada da sakıncalı görülünce Süleymaniye Kütüphanesinde uzman olarak çalışmaya başlar. Her ne kadar romanda Selim Pusat öğretmen değilse de eşi Ayşe Pusat öğretmendir. Bu noktada yazarın kişiliğini Selim Pusat ve Ayşe Pusat karakterleri üzerinde ikiye bölerek anlattığını düşünmek olası görünmektedir. Selim Pusat, romanın ikinci yarısında, yani ordudan uzaklaştırılıp cezasını çektikten sonra Atsız’ın kütüphanede çalışmasına benzer olarak harp tarihi ile ilgili evrakları inceleyen bir birimde çalışmaya başlar. Ayrıca Selim Pusat’ın, eşinin öğrencisi Güntülü’ye âşık olması da Atsız’ın öğretmenlik yaptığı sırada okula yeni gelen bir öğretmene âşık olmasını çağrıştırmaktadır. Nitekim Atsız’ın bu olay üzerine yazdığı söylenen “Geri Gelen Mektup” şiiri romanda aynen yer almaktadır. Sadece yaşanan olaylar itibarıyla değil, mizaç ve kişilik özellikleri bakımından da Selim Pusat Atsız’dan derin izler taşımaktadır. Zaman zaman meyletse de Atsız gibi Selim Pusat da inançsız bir karakterdir. Yazar, karakter itibarıyla onu "aşırı, bütün hayatında geri dönmek ve pişman olmak nedir bilmeyen bir adam" gibi ifadelerle anlatır.
II. Kurgunun Hayatı
Roman, sadece Atsız’ın hayat hikâyesine benzerliğiyle değil kurgusu yönüyle de önem arz etmektedir. Kitapta iki ayrı metin, dolayısıyla iki ayrı olay örgüsü vardır. Kitabın başında yer alan Uygur masalı hem romanın olay örgüsünün bir şemasını verir hem de romanda anlatılan olayların anlaşılmasında bir anahtar görevi görür. Masalda anlatılan Yüzbaşı Burkay, bir ağacın altında gördüğü Açığma-Kün’e âşık olur, büyücü kadının kendisine söyledikleri üzerine bu kıza kavuşmak için eşini kurban eder. Her ne kadar kavuşsa da bu olaydan dolayı ruhunun duyacağı azap sonsuza kadar devam edecektir. Bu döngü romanın asıl metni içerisinde de aynı şekilde yer alır. Selim Pusat, buhranlı günlerin sonunda eşinin öğrencisi Güntülü’ye âşık olur; kendisinin düzelmesi için büyük emekler harcayan, kendisine merhametle yaklaşan, fedakârlıklar yapan eşini bir nevi kurban eder. Kısacası Uygur masalında anlatılan, Tanrıkut Mete zamanında bir yüzbaşı olduğuna inanılan Börü Kayı’nın (Burkay) ruhu binlerce yıl sonra Selim Pusat’ta tecelli eder. Bu reenkarnasyon düşüncesi romanda çok açık bir şekilde işlenir. Güntülü aslında Açığma-Kün’ün ya da Mete zamanında kendisine ok atılmayanlardan birinin ruhunun tezahürüdür. Hemen her olayda Selim Pusat’a musallat olan Yek, Uygur masalındaki büyücü kadın veya şeytandan başkası değildir.
III. Devlet/Cumhuriyet Eleştirisi
Romanın bir diğer özelliği de devlet/cumhuriyet eleştirisi içermesidir. “Âcizleri, layık olmadıkları mevkilere geçiren bir devlet batar.” cümlesi bunun en genel ifadesidir. “Çanakkale erlerin, Sakarya subayların zaferidir. Bu muharebelerde kumandanlık sanatının rolü azdır.” cümleleri Çanakkale cephesi ve Milli Mücadele’de Mustafa Kemal’in rolüne doğrudan doğruya bir göndermedir. Nitekim Selim Pusat’ın ağzından söylenen “Askerlik öldü general! Sinsi siyasetçilere sırf üniformalı oldukları için asker diyemem!” sözleri de cumhuriyet döneminde pek çok askerin siyasete atılmasına veya askerlikleri esnasında siyasete göz kırpmalarına bir atıftır. Nitekim cumhuriyetin ilk yıllarında pek çok rütbeli, emekli olduktan sonra veya istifa ederek CHP saflarında siyasete girmiştir. Romanda, Leyla Mutlak ya da gerçek adıyla Hanzade Sultan üzerinden cumhuriyetin ilanından sonra Osmanlı hanedanının sürgüne gönderilmesine de sembolik bir şekilde değinilir. Yazarın bu duruma eleştirel yaklaştığı açıktır. Son olarak hem yaşadığı dönemde “Kızıl Sultan” olarak anılan hem de cumhuriyet döneminde en çok eleştirilen padişahlardan biri olan II. Abdülhamit romanda müdafaa edilir, İttihat ve Terakki asıl suçlu olarak görülür.