𝚂̧𝚎𝚑𝚒𝚛
Bugün sizlere dumanı üstünde, sıcacık, fırından yeni çıkan tazecik bir roman ile geldim…
Bu roman şehrin sadece sokaklarını değil, insanın içindeki gölgeleri, sesleri, yalnızlığı ve kalabalığın ortasında bile hissedilen o “tek başınalık” hissini anlatıyor.
Yazarın dili hem sade hem çarpıcı ,bazı cümleleri okuduktan sonra durup bir süre düşünüyorsun...
Kitapta en hoşuma giden şey, yazarın sohbet eder gibi yazması.
Ama şunu da söyleyeyim ki bölüm yok, paragraflar uzun.
O yüzden hızlıca okunup bitecek bir roman değil. Daha çok kahveni alıp sakin sakin sindire sindire okumalık.
Geçmiş zaman ve günümüz ekseninde anlatım ile kıyaslamalar ve eleştiriler mevcut.
Amsterdam’ın sokaklarına, yalnızlığın, arkadaşlığın ve edebiyatın iç içe geçtiği bir hikayeye hazır mısınız?
Kitabın kahramanı , edebiyat aşkının peşine düşüp Amsterdam’a giden genç bir adam.
“Bu şehre yazmak için geldim” cümlesiyle başlıyor yolculuğu…
Ama asıl yolculuk dışarıda değil, kendi içinde.
Yeni şehir, farklı insanlar, kültür şokları, ev arkadaşı derken kendini bir anda yepyeni bir dünyanın ortasında buluyor.
Amsterdam’ın soğuğu, yurt dışında olmanın yalnızlığı, bir şeyleri paylaşmanın verdiği o sıcaklık… Hepsi birleşip çok farklı bir okuma deneyimi sunuyor.
Yabancı bir şehirde kendini bulmaya çalışan bir gencin hikâyesini okumak istiyorsanız bu kitap tam size göre...
Biz canın arkadaşım @seldaca.comments
İle hem okuduk hem kitabın bolca istişaresini yaptık. Gelsin sıradaki kitap
#şehir
#amsterdam
#istanbul
#okudumbitti
#okumakgüzeldir