Gorki’nin en sevdiğim kitabı Ana’dır. Oradaki o isyancı, fedakar ve tüm zorluklara rağmen pes etmeyen güçlü kadın karakter beni hep kendine hayran bırakır. Yazarın bu eserinde de nineye bayıldım.
Çocukluğum yazarın kendi hayatını dile getirdiği bir otobiyoğrafik roman. Bütün o kaos dolu evde sevgisiz büyüyen bir çocuk zamanla dünyaya unutulmayacak kitaplar bırakan bir yazar haline dönüşmüş. Aleksey daha küçük bir çocukken babasını kaybediyor, ardından annesi ve ninesiyle beraber dedesinin evine dönerlerken yeni doğan kardeşi ölüyor. Tüm bu acılarla beraber ne olduğunu anlamadan kendini kalabalık ve kimsenin kimseye sevgi beslemediği nefret dolu bir evde buluyor. Kısa süre sonra anneside evden ayrılıyor. Dayağın bol olduğu, ölümler, doğumlar yaşanan, herkesin birbirinden nefret ettiği dedesinin evinde tek yanına sığındığı nenesi onu büyütüyor. Sayfaları çevirdikçe 19.yy Rusya’sı ve aile yapısına da ait fikir sahibi oluyorsunuz.
Bitmek tükenmek bilmeyen tekdüze çalışma günlerinde acı bayrama, yangında eğlenceye dönüşebiliyordu; anlamsız bomboş bir yüzde bir sıyrığın süs olması gibi…..