Bu kitapta en çok dikkat çeken şey her karakterin kaderinin artık birbirine görünmez iplerle bağlanmış olması. Hiçbir gelişme boş değil, hiçbir dönüş noktası tesadüfi durmuyor. Daha önceki kitaplarda küçük birer ayrıntı gibi geçen olayların burada nasıl büyük bir bütünün parçası olduğunu fark ediyorsunuz. Sullivan burada dünyanın mitolojisini sadece genişletmemiş aynı zamanda az bilinen karanlıklarını da gün yüzüne çıkarmış. Tanrıların, efsanelerin, güç mücadelelerinin ardında yatan asıl kırılmalar bu kitapta belirginleşiyor. Ama bunu karmaşık bir dille değil, anlaşılır, temiz ve etkileyici bir anlatımla yapıyor. İşte bu sadelik o yoğun duyguları daha da keskin hissettiriyor. Sullivan, kayıpları anlatmayı bilen bir yazar. Sadece karakterlerin ölümü değil, umutların, ilişkilerin, hayallerin kırıldığı o sessiz anlar… Özellikle final bölümlerine yaklaşırken kitabın adına yakışır bir ağırlık çöküyor sayfalara.
Seri boyunca biriktirdiğim tüm merakı, duyguyu ve beklentiyi fazlasıyla karşıladı.