“ŞAHİKA”…
Bu romanın içinde öyle derin bir yaşam kırılması var ki, karakterler sanki gerçek hayattan geçip sayfalara düşmüş gibi.
Fatma Erdek’in kalemiyle tanışma kitabım olan Şahika, bir çocuğun kaybettikleriyle büyüyüşünü, babasının karanlık ama sevgi dolu omuzlarını ve yatılı okul yıllarının bitmeyen yalnızlığını çok içten anlatıyor. Şahika’nın yıllar sonra ülkesine dönüşünde karşısına çıkan her kişi… başka bir yara, başka bir sır gibi.
Kendinden yirmi yaş büyük eşi Ömer’in sakin ama gölge gibi dolaşan gizemi…
Sina’nın kalbindeki en büyük varlığın aslında bir yoklukla sınanması; “meğersem o yokken ben bir hiçmişim” duygusunun iki taraflı aşkı ve sadakati…
Aral’ın sert ama görünmez çizgilerle korunan dünyası…
Ve Karen’in hiç beklemediğim anda sahneye giren enerjisi…
Hepsi Şahika’nın etrafında bir çember gibi. Kimse tam olarak göründüğü gibi değil; herkesin içinde biraz karanlık, biraz iyilik, biraz da yas saklı.
Hikâyeyi anlatmayacağım çünkü bu romanda asıl güç, karakterlerin açıldıkça derinleşen o gizemi.
Ama şunu söyleyebilirim: Şahika sadece bir kadın karakter değil; insanın geçmişiyle, inancıyla ve en çok da kendisiyle hesaplaşmasının adı bu kitapta.
Her sayfası, insanın içindeki “kime güvenilir, kimden uzak durulur?” sorusunu yeniden kurcalıyor.
Duygusunu uzun süre taşımak isteyenlere su gibi akan bu canım metin gönülden #tavsiye
Çok sevdim
ŞahikaFatma Erdek