Roman, Fransız Devrimi’nin sınıfsal adaletsizlikten doğan öfkesini anlatarak sosyalizmin temel dayanağı olan sınıf çatışmasını edebi bir dille görünür kılar.
Dickens, aristokrasinin halkı sömürmesini gösterirken sosyalist düşüncenin eleştirdiği ekonomik eşitsizlikleri dramatize eder.
Paris halkının ayaklanışı, kolektif hareketin gücünü ve ezilen sınıfların kaderini değiştirebileceği fikrini destekler.
Ancak roman, devrimin şiddetinin kontrolden çıkmasını vurgulayarak erken sosyalist tartışmalardaki “adalet mi, intikam mı?” ikilemine dikkat çeker.
Dickens, bireysel fedakârlığı öne çıkararak sosyalizmin insani boyutunu –toplumsal dayanışma ve ortak iyilik için çaba– öne çıkarır.
Buna rağmen tam anlamıyla devrimci bir sosyalist bakış sunmaz; reformist ve insancıl bir adalet anlayışına daha yakındır.
Sonuç olarak roman, sosyalizmin tarihsel köklerine denk düşen eşitsizlik, sınıf bilinci ve kolektif mücadele temasını güçlü biçimde işler.