Dünyayı çekip çeviren, kötüleri cezalandırıp iyileri ödüllendiren ve bizi kıtlık, veba ya da savaştan koruyan ilahi bir güce inanmazlar. O yüzden de biz, etten ve kemikten yapılmış ölümlü varlıklar, yaptığımız ya da yapmadığımız şeylerin tüm sorumluluğunu almalıyız. Dünyaya sefalet hakimse, çözüm bulmak bizim görevimiz.
Laik insanlar, çağdaş toplumların salgın hastalıkları iyileştirmek, açları doyurmak ve dünyanın büyük kısmına barış getirmek gibi muazzam başarılarından gurur duyarlar. Bu başarıları herhangi bir ilahi koruyucuya atfetmek yersiz olur. İnsanların kendi bilgisi ve merhameti sayesinde gerçekleştiler. Ancak tam da aynı nedenle, modernitenin, soykırımdan ekolojik tahribata uzanan suçlarının ve başarısızlıklarının sorumluluğunu da almalıyız. Mucize olsun diye dua edeceğimize, yardım etmek için ne yapabiliriz diye sormalıyız. Laik dünyanın başat değerleridir bunlar. Daha önce de belirtildiği üzere, bu değerlerin hiçbiri laikliğe özgü değildir.
Yahudiler de hakikate, Hristiyanlar da merhamete, Müslümanlar da eşitliğe, Hindular da sorumluluğa ve daha nicesi, nicelerine değer verir. Laik toplum ve kurumlar, bu bağlantıları kabullenmek ve dindar Yahudileri, Hristiyanları, Müslümanları ve Hinduları kucaklamaktan mutlu yeter ki laik ilkelerle dinî doktrinler çatıştığında laiklik ilkeleri gözetilsin.
Örneğin, laik toplumda kabul görebilmeleri için, ortodoks Yahudilerin Yahudi olmayanları kendileriyle eşit görmesi, Hristiyanların kâfirleri yakmaya kalkışmaması, Müslümanların ifade özgürlüğüne saygı göstermesi ve Hinduların kast sistemine dayalı ayrımcılıktan vazgeçmesi gerekir.
21. Yüzyıl İçin 21 DersYuval Noah Harari