Nabizade Nâzım’ın “Zehra”sını okurken, kıskançlık duygusunun bir insanı ve çevresindekileri nasıl adım adım tükettiğini çok çarpıcı bir şekilde gördüm. Romanın en dikkat çekici yanı, olay örgüsünden çok karakterlerin iç dünyasına odaklanması. Zehra’nın kıskançlığının giderek büyüyen bir gölge gibi herkesin hayatını karartması, bana insan psikolojisinin ne kadar kırılgan olabileceğini tekrar hatırlattı.
Yazarın dili dönemine göre sade ve akıcı; bu yüzden olaylar ağır bir dram olsa bile okurken temposu hiç düşmüyor. Karakterlerin zayıflıkları, özellikle Zehra’nın kendi iç çatışmaları, beni bazı yerlerde hem kızdırdı hem de düşündürdü. “Bir duygu kontrol edilmediğinde neler olabilir?” sorusuna edebî bir örnek gibi işlenmiş roman.
Kıskançlığın, güvensizliğin ve yanlış kararların insan hayatını nasıl altüst ettiğini anlatan psikolojik bir çözümleme.