·312 syf.····Okunma: 08 Aralık 2025 21:23 ~Rebecca, daha ismi bile verilmeyen anlatıcının sürekli bir tedirginlik ve yetersizlik duygusuyla dolaşmasıydı. Bu durum, başta biraz yorucu gelse de hikâyenin gerilimini artıran bir unsur hâline geliyor.
Kitabın en öne çıkan tarafı, Manderley’in anlatımı. Yazar öyle ayrıntılı ve karanlık bir dünya kurmuş ki, sanki malikânenin kendisi bile bir karakter gibi. Ayrıca Rebecca’nın gölgesinin her yerde hissedilmesi, hiç görünmeyen bir karakterin bile nasıl bu kadar baskın olabileceğini gösteriyor.
Buna karşılık, romanın ilk yarısının temposu çok yavaş. Betimlemeler uzun olduğu için okurken zaman zaman kopmalar yaşanabiliyor. Bir de anlatıcının aşırı çekingenliği bazı bölümlerde sabır gerektiriyor.
Fakat ikinci yarıda gerilim belirgin şekilde artıyor ve kitabın son sayfaları, tüm bu yavaş inşanın karşılığını veriyor. Özellikle final bölümü, kitabın en güçlü kısmı diyebilirim.
~Benim hislerim:
Atmosfer ve gizem fikri güzel olsa da, kitabın büyük bir kısmı benim için oldukça yavaş ilerledi. Yazarın uzun betimlemeleri, özellikle ilk yarıda hikâyeyi ağırlaştırıyor. Anlatıcının sürekli kendi içine kapanması ve kendini ezdirmesi de karakterle bağ kurmamı zorlaştırdı. Bazen “tamam, biraz hareket olsun artık” dediğim çok oldu.
Evet, son bölümler daha hareketli ve bazı şeyler nihayet açıklığa kavuşuyor; ama buna ulaşana kadar geçtiğim yol bana göre fazla uzundu. Romanın gotik havasını ve Rebecca’nın görünmeden bile baskın oluşunu ilginç bulsam da, genel olarak “büyük beklentiyi karşılamayan klasik” hissi bıraktı.
Kısacası: Rebecca kesinlikle seveni çok olan bir eser, ama bana hitap eden bir kitap olmadı.