Genç bir kadın, kocasının etkileyici malikânesine adım atar. Malikâne genç kadının hayallerini süsleyen bir yerdedir. Etrafı rengarenk çiçeklerle bezenmiş bu malikânede mutlu ve mesut yaşamayı hayal ederken, kendini kocasının ölen ilk eşi Rebecca'nın geçmişiyle mücadele ederken bulur. Rebecca'nın ölümünden sonra bile malikânedeki etkili gücü, genç kadının sürekli kocasının hayatındaki yerini sorgulamasına neden olur.
İlk kez 1938 yılında yayımlanan Rebecca, aynı zamanda yazarın en çok okunan kitabıdır. Fakat hak ettiği değeri o yıllarda görememiştir çünkü kitaba gotik dendiği gibi sadece kadınlara hitap ediyor denilerek görmezden gelindiğini belirtmeliyim.
Kitap aslında bir nevi yazarın gerçek hayatından izler taşıyor. Kitaptaki isimsiz kadın Daphne du Maurier'in kendisidir. Kitaptaki isimsiz kadın gibi kocasının görevi nedeniyle hiç istemediği halde sürekli davetlerde boy göstererek ona eşlik etmiş, buna mutsuzluk da eklenince Rebecca ortaya çıkmıştır.
Kitap, karısı ölen bir adamla evlenen bir kadının hayat öyküsü gibi görünse de, aslında ölmüş bir kadının gölgesinde evliliğini sorgulayan, eski eş Rebecca ile kendini kıyaslayan bir kadının hikayesi anlatılmakta. Ölen ilk eş Rebecca, renkli bir kişiliğe sahip, kimseye hesap vermek zorunda kalmayan, asi ve özgürce yaşayan bir kadın iken, adamın ikinci eşi olan kadınsa silik, itaatkar, boyun eğen ve isimsiz.
Kitap boyunca genç kadının duygusal çalkantılarını iliklerimize kadar hissediyoruz. Rebecca'nın çok güçlü ve yenilmez olarak lanse edilmesi ister istemez bizi geriyor. İsimsiz ikinci kadını destekliyor, ona hak veriyor ve onu anlayıp kitabın sonunda gerçekleşen bazı konularda kendimizi onu desteklerken buluyoruz.
Yazıldığı dönemle kıyaslandığında hâlâ güncelliğini koruyan, yeni nesil okurları kendine bağlayan,