Anna Karenina, Tolstoy 'un bu kitabı yazarken Anna'nın ölmesine üzülüp onun için gözyaşı döktüğünü biliyor muydunuz!? :)
Yazarın kendi eserindeki karakter için gözyaşı dökmesi sanırım bu eşsiz bir ân veya durum olmalı. Bu yüzden başlık olarak bunu ön plana çıkarmayı seçtim.
Aile nedir sorusuna hepimizin farklı farklı kelimeleri ve farklı cümleleri bir araya getirsekte aynı yerde buluşup benzer anlamları kurabileceğimiz tanımlar mevcut olur.
Aile; mutlu veya mutsuz kendilerine ait bütün zamanları, ortak değer, duygu, düşünce ve inançları birarada tutan topluluktur.Tolstoy, istasyona gelip bir topluluğu birarada tutmak için çaba sarfeden Anna'nın kendine ait olduğu topluluğu ise başka bir istasyonda sonlandıracağı eseri, karakterlerin ruh hallerini ve psikolojik olarak varolma çabalarını, hislerini, davranış biçimlerini bütün şeffaflığı, açıklığı ve zihinsel tercümesiyle kaleminden aktaran, okura kendi yanındaymış ve onunla birlikte kitabı yazıyormuş hissiyatı veren büyük yazar Tolstoy... Bir tutkuyu ve bu tutkunun bencilliğe dönüştüğü ve daha sonra öç'e (sevmekten alınan intikam) dönüşen âşkı anlatmış.
Karakterimiz kendini bir kurtarıcı olarak başka insanların yaşadığı ikili ilişkilerdeki sorunu kendince çözüme kavuşturmuş ve dönüş yolunda gittiği istasyonda yüreğine ve aklına başka birini koyarak geri dönmüştür. Oysa içinde bulunduğu toplum, dini değer ve yargılar bunun utanç verici bir durum olduğunu yüzüne sert bir şekilde çarpsada o buna karşı koymuş ve o günün şartlarında cesur şekilde tutku ve heyecanının peşinden gitmeye çalışmıştır. Evlilik her ne dönemde ve her ne koşulda olursa olsun kişinin kendi içinde ve çevresinde, belli başlı kriterlerle oluşturabileceği bir çerçeve içinde olmalı. Çünkü gerçek mutluluk evliliğe sebep değil sonuç olmalıdır. Anna kendi çerçevesi olmadan başkalarının görüş ve önerisiyle bir evlilik yapmış ve kendi deyimiyle âşık olmadan evlenmiştir. Ve bu evlilikte sadece kadın olarak üzerine düşenleri yapmakta eşiyle yaşça olan mesafesi ona olan duygu ve hislerinde de aynı mesafededir. Vronskiy onunla arasındaki bu mesafeyi kaldırmış ve Anna'ya yakın olmuştur.
Sosyete mensubu ( sınıfsal ayrılığın keskin olduğu, sosyal açıdan bütün imkanların sunulduğu, dini açıdan en dindar, entelektüel vb. kelimelerin kendince anlam ve değer kazandığı ancak genellikle içi boşaltılmış olan bu kelimelerin çoğunlukta olduğu yer benim için)
kişilerin yaşadığı bir çevrede yaşayan Anna ve Vronskiy bu mensubu oldukları sosyeteden dışlanmış gibidirler en çokta Anna bu durumu en derin şekliyle yaşar. Erkek/Kadın hangi toplum ve hangi değer yargısında olursa olsun yaptıkları olumlu veya olumsuz şeyler aynı ölçü ve düzeyde tepki görmeli. Bir tarafı tepkiye boğarken diğer tarafa daha az veya hiç tepki göstermemek kabul edilemez! Siyasi, askeri, ekonomik ve sosyal açıdan sosyete grubunun aldığı ve uyguladığı kararlar kendilerini olumlu etkilesede toplumda büyük bir kesimi olumsuz etkileyen , bundan haberdar olmayan ve yaşantısına devam eden insanlarıda bir nevi anmadan ve aydınlatmadan geçmemiş sanki yazarımız.
Psikolojik çatışmalar içinde geçen hayatlarda herkesin birbirini kırdığı ve birbirinin acılarından memnuniyet duyduğu, samimiyetin, gerçek duygu hislerin nasıl zayıfladığı, nasıl bir gösteriş içinde aslında nasıl ihtişamlıda yok olunabileceğinide gösteren ve anlatan bir eser. Anna Karenina hâlâ ilk eşinin soyadını taşıyor. Yazar kitabında toplumdaki bu dini ve sosyal yargının kırılmadığını son bölümden ziyade kitap ismi ile birlikte en başta bize söylemiş oluyor. Ve Anna Karenina Vronskiy'e olan bütün duygu, düşünce, his ve âşkını ona en büyük acıyı vereceğini düşünerek yaşamını sonlandırarak vermek istiyor yani ölmekle... Yok olup gittikten sonra arkada kalan duygu, düşünce ve hislerin ölmeden önceki o anlık gelen küçücük öç( sevmekten alınan intikam) duygusu ile oluşan mutluluk sanırım bunu yaşamak ve sonra ölmek... İkisi arasında o kadar ince bir çizgi var. Ve öldükten sonra bunun sürmeye devam edeceği hissi sanırım en yanıltıcı olanı bu olmalı. Çünkü öldükten sonra hissetmeyecek ve göremeyeceğiz.
Ve Anna sırf bu yüzden intihar etti...
Levin, sanırım Tolstoy'un bu kitapta kendisine en yakın olan karakter ve bu karakterle birçok zıt durum ilişkisini okuyucuya vermeye çalışıyor. İnançlı-inançsız, sosyete-köylü, işçi-patron, Petersburg-Moskova, konak- köy evi vb. tüm karşıt olan durumları aktarmaya özelikle Levin üzerinden sürekli bir sorgulama ve arayış içindedir. Anna'nın ölümünden sonra Tolstoy'un gözyaşı döktüğü fakat son bölümde yazarın inanç ve dini boyutta olan sorgulama ve arayışların devam etmesi ve Anna'ya doğru düzgün değinmemesi sanırım onunda Anna'dan aldığı öç(Sevmekten alınan intikam) diye düşünüyorum...
Kitapla ilgili söyleyebileceğim sonsöz; anlık duygu, düşünce ve hislere kapılarak aldığımız veya uyguladığımız karar veya durumların sonuçları ancak ve ancak yaşarsak bizi bağlar...
Kitapla ve yaşamla kalın...
İyi ve keyifli okumalar. :)
Anna KareninaLev Tolstoy