Gönderi

10/10
·208 syf.··
2025 31. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2025 20:17
Bazen dışarıdaki kalabalıklar bana öyle uzak geliyor ki… Mecburi sohbetler, doldurulması gereken roller, sahte gülüşler… Hepsi bitince içimde hep aynı cümle beliriyor: “Tamam, şimdi mağarama geri döneceğim.” O mağara benim kaçışım değil; nefes aldığım yer. Kendimi en doğru hâlimle hissettiğim, içimdeki tüm yükleri kapının dışında bıraktığım yer. İçeri girdiğimde rafların arasında dolaşıyorum. Elimde o eski toz bezim… Kitapların sırtlarını tek tek siliyorum. Her birine dokunmak, sanki kendi içimde unutulmuş bir parçayı uyandırmak gibi. Sonra gözüm o tozlanmış aynaya takılıyor. Hep oradaydı ama ben uzun zamandır bakmaya cesaret edememişim. Bezi kaldırıp aynanın yüzeyini siliyorum. Toz kalktıkça yüzüm beliriyor. Yüzümün ardında ise geçmişim: Kendime yabancılaştığım dönemler, içimdeki boşluğu anlamlandıramadığım zamanlar… Sonra o süreci nasıl atlattığım, kendimi nasıl geri bulduğum… Ama yine de beni en çok acıtan başka bir şey vardı: Topluma yabancılaşmayı hâlâ kendime yediremiyordum. Kalabalıkların ortasında eksildiğimi biliyordum ama bunun normal olup olmadığını hep sorguluyordum. Soyutlanmak ister istemez insanın canını yakıyor. Tam aynayı tamamen silmişken, aynada bir şey daha fark ettim: Sanki bana doğru uzatılmış bir kitap duruyordu orada. “Bu kitap bana verilmiş gibi…” dedim. Sanki ben onu seçmemiştim; o beni seçmişti. Ve en önemlisi… Ben uzun zamandır içimde açıklayamadığım bir durum yaşıyordum. Ne hissettiğimi bilmiyor, adını koyamıyor, sadece uzaklaşıyordum. Sonra bir gün, tam da yaşadığımı bana anlatacak bir kitapla karşılaştım. Bu kitabı elime alışım, dört duvar arasındaki o açık kapının kapanması gibiydi. İçimde hep bir yerden sızan soğuk bir rüzgâr vardı. Adını bilmediğim bir boşluk… Bu kitabı okumam, o rüzgârı kesen, eksik parçayı yerine yerleştiren bir kapının kapanışı gibi geldi. Kitabı okudukça anladım ki: Ben yanlış bir şey yaşamıyormuşum. Bu süreç doğal, insani, hatta gerekliymiş. Yabancılaşmak, kaybolmak değilmiş. Bazen tamamlanmanın başka bir hâliymiş. Topluma yabancılaşmam bir kusur değilmiş; kendimi bulmuş bir ruhun, kendisine uymayan kalabalıklara sığamamasıymış. Şimdi mağaramda dolaşırken, kitaplarımın tozunu alırken, aynaya yeniden bakarken kendimi daha net görüyorum. Ben artık biliyorum: Kendime yabancılaşmam bitti; şimdi topluma yabancılaşmamın anlamını çözüyorum. Ve bu, sandığım gibi bir eksiklik değil... Tam tersine, benim tamamlanma yolculuğum.Bu kitapta anlatılan yabancılaşma - insanın hem kendine hem de topluma karşı uzaklaşması uzun zamandır içimde taşıdığım şeylerin birebir karşılığıydı. Felsefi, psikolojik ve edebi anlatımların birleşmesi, yaşadığım süreci adeta gözümün önüne serdi. Sayfaları okudukça, yıllardır adını koyamadığım duyguların aslında ne kadar doğal olduğunu fark ettim. Bu kitabı bitirince, anlatılanların benim yaşadıklarımla bu kadar örtüşmesi bana iyi geldi. Bu yüzden, kitabın anlattığı yabancılaşmanın içinden geçen biri olarak kendi yolculuğumu, kendi hissettiklerimi anlatan kişisel bir yorum bırakmak istedim.Bunca arayışın, yabancılaşmanın ve sorgulamanın sonunda şunu fark ettim: Ben artık olduğum gibi kalmaya karar verdim. Kendimi değiştirmeye, başkalarına uydurmaya, içimdeki sesi susturmaya çalışmanın hiçbir anlamı yok. Arayış beni hem yordu hem de güçlendirdi ama en sonunda beni yine kendime getirdi. Bu yolculuk bazen bana 'şans mı yoksa şanssızlık mı?' diye sordurttu. Çünkü insanız ya... Hem canım yandı hem de sanki kendime açılan en doğru kapının eşiğinde durduğumu hissettim. Arayış bana hem yük oldu hem de ışık. Ama içimdeki o ses bir kez uyandı mı, geri dönmek artık mümkün olmuyor. Peki ya sonrası? İşte sonrası yine kendimizi bulmak. Yol bitmiyor; sadece şekil değiştiriyor. Her dönüşte, her yorgunlukta, her sessizlikte kendimize yeniden rastlıyoruz. Ve galiba bütün bunların içinde en çok şunu anladım: Bir nevi yaşadıklarımızdan ders çıkarmak bu. Yabancılaşmalarımız, kırılmalarımız, uzaklaşmalarımız... hepsi aslında bize tecrübe olarak dönüyor. O anda can yaksa bile sonunda insan kendine daha doğru bir yerden bakmayı öğreniyor. yabancılaşmanın iki ana yönü vardır. İlki ve en fenası, kenh yabancılaşmadır. kişi, toplumun baskısıyla kendine uymayan bir kişilik ve kimlik maskesi takar. bu maske o kadar ağırlaşır ki, altındaki kendilik çekirdeğini göremez olur ve özne kendiliğe yabancılaşır. toplumun içinde şeker gibi erir gider ama tesadüfen bir gün yavaşlarsa veya bir şeylerini yitirirse kendine rastlar! işte bu ölümcüldür! ikincisi ise topluma yabancılaşmadır. bilgesavaşçı, kışilik ve kimlik zırhını bilinçli olarak inceltmiştir. incelttiği için de yabancılığı daha göze batıcı, şarkısı daha kulak tırmalayıcı olmuştur. artık kendine yabancılaşmaz. bu sefer de sürüye yabancılaşması keskinleşir ama olsun; anlamlı yaşamın bir bedeli var. aydınlanma, tam da bu yer değiştirme ile gerçekleşir: kendine yabancılaşmanın, topluma yabancılaşmaya dönüştürülmesiyle.Bu iki metin üzerinden kendi yaşadıklarım ile sizlere anlatmaya çalıştım.Insanız kırıldığımız,farkındalıklar yaşadığımız gelişen ve değişen toplumun normları üzerinden ister istemez yaşam mücadelesi veriyoruz.bu konularda bu kitap bize yol gösterecek @emretimur.mimaryazar hocam bize tecrübelerini aktarmış. Kendi içinizde oluşturduğunuz kimliğin size yabancı olmadığını size siz olduğunu hatırlatacak nitelikte.
YabancılaşmaEmre Timur · Epokhe Yayınları · 202575 okunma
··
3 +1'leme
·
35,7bin Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
sen de bi kitap yaz da okuyalım düsüncelerimin tercümanı bu kadae olunurdu yani 🙂‍↔️
book blogerr
Gönderi Sahibi
Çok tesekkür ediyorum 💜şu an bir çocuk kitabım var Sincap Feli ve Ailesi Kışa Hazırlık Yapıyor sayfası var incelemek isterseniz💐
çok teşekkür ediyorum sevgili okurum, sevgiler...
book blogerr
Gönderi Sahibi
Saygılar hocam çok tesekkür ediyorum 💫