Dansa Davet romanı, bizleri 1518 yılının Strazburg’una, tarihin en tuhaf ve sarsıcı olaylarından birine, Dans Vebası'na davet ediyor.
Bu, keyifli bir dans hikayesi değil; açlık, sefalet ve toplumsal baskının insan ruhunda yarattığı bir çığlığın hikayesi. Kitabın en çarpıcı yönü, gerçek bir tarihi olayı merkeze alması. Binlerce insanın bilincini yitirip, uzuvları kanayıncaya dek dans ettiği bu histeri vakası, yazarın kaleminde sadece bir salgın olmaktan çıkıyor. Bu dans, açgözlü ruhban sınıfının umursamazlığına, yöneticilerin çaresizliğine ve halkın onurunu yitirdiği sefalete karşı bilinçdışı bir isyanın dışavurumu haline geliyor.