Camus’nün Sisifos Söylenini okurken, insan varoluşunun o kadim sorusuna yeniden dokundum:
“Bu hayat neden yaşanmaya değer?”
Ve belki de en çok yaralayan, ama bir o kadar da güçlendiren tarafı şu oldu:
Camus, bize yaşamın anlamını bulmamızı değil, anlamsızlığın içinde nasıl duracağımızı öğretiyor.
Sisifos’un o dev kayayı sonsuz kere tepeye taşıması…
Bir kadının kendi yüklerini gün boyu sırtlaması…
Bir insanın içsel savaşlarına rağmen çocuklarına, öğrencilerine, ilişkilerine, hayallerine tutunması…
Aslında hepsi aynı hikâyenin yankısı.
Ve ben bu hikâyede kendi gölgemi gördüm.
Camus’nün söylediği o meşhur cümle kalbime ince bir bıçak gibi oturdu:
“İnsan, yazgısını kabul ettiği anda yenilmez olur.”
Bunu okurken, Sisifos’un kayası bana insanın kader yükünü hatırlattı:
borçlar, sorumluluklar, geçmişin izleri, geleceğin belirsizliği…
Ama Sisifos’u trajik yapan şey yükü değil;
onu reddetmesi olacaktı.
Camus, Sisifos’un o taşı tekrar tekrar yuvarlanışını bir yenilgi değil, bir başkaldırı olarak okuyor.
Yani insan, koşulların anlamsızlığına rağmen her sabah yeniden başlamayı seçtiğinde, “absürdün efendisi” oluyor.
Bu, benim için kitabın en dönüştürücü mesajıydı.
Okudukça içimde şu içsel kabul güçlendi:
Hayat bazen büyük bir taş.
Ama onu itmeye devam eden insan, kayadan çok daha dayanıklı.
Sisifos’un yüzündeki o sessiz gülümsemeyi hayal ederken, Camus bize şunu fısıldıyor:
“Mutlu olmalı Sisifos.”
Çünkü o, kendi yükünün bilincine varmış bir ruh.
Ve bilinç, insanı özgürleştiren ilk kapıdır.
Kitabı bitirdiğimde içimde şu duygu kaldı:
Hayatın zorluğunu inkâr etmeyen, ama ondan kaçmayan bir insan, yenilmezdir.
Kaya ne kadar büyük olursa olsun, onu itmeye devam eden kararlılık, insanın içindeki en asil yanıdır.
Ve belki de bu yüzden Sisifos Söyleni, bana trajediyi değil, direnişin şiirini anlattı. Sisifos SöyleniAlbert Camus
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 201511,3bin okunma