Mustafa Kutlu’nun modernleşme, tüketim kültürü ve manevî yoksulluk temalarını işlediği bu uzun hikâyesi, aslında “yoksulluk” kavramının sadece maddi değil, ruhsal ve ahlaki bir eksiklik olduğuna dikkat çeker.Anadolu’dan İstanbul’a gelmiş, hayat mücadelesi veren İbrahim ve çevresindeki insanların yaşadıkları üzerinden ilerler. İbrahim, dürüst, temiz, emeğiyle geçinen bir karakterdir. Ancak şehir hayatının değişen değerleri, tüketim tutkuları ve hızla dönüşen toplum yapısı onun iç dünyasında büyük çatışmalar yaratır. İstanbul’da tanıdığı insanlar aracılığıyla, paranın ve gösterişin belirleyici olduğu bir çevreye adım atar. Bu yeni hayat tarzı insanları yozlaştırmış, manevî değerlere uzaklaştırmıştır. İnsanlar zenginleşmek ister ama huzurları yoktur. Böylece yoksulluk, sadece maddi değil, içsel bir boşluk hâline gelmiştir. Şehir hayatının karmaşasında zamanla kendi iç sesini dinler. Para, makam, gösteriş gibi değerlerin bir insanı mutlu etmediğini; gerçek zenginliğin samimiyette, paylaşımda ve kanaatte olduğunu fark eder. Sonunda kendi dünyasına dönerek, daha sade ve anlamlı bir yaşama yönelir. Hikâye burada, insanın kendisiyle yüzleşmesini ve hakiki zenginliğin kalpte olduğunu anlatmaktadır. Okumanızı tavsiye ederim.