Düz yazı şiirler ile küçürek öykülerin birleşimi. Önce şiirler sonra onların hissettirdikleri ile öyküler.
Şiirlere öyküler yazmayı seven birisi olarak bu kitabı okurken çok başka şeyler düşündüm. Anlam klasik bir anlatımının ötesinde kelimelerin oluşturduğu cümleler ile aslında zaten şiirsel bir güzergahta ilerleyen hayatı hatırlatıyor her seferinde. Şiirin içinden geçen her kelime insanın hayal gücüyle karışarak öykülere bir yön duygusu katıyor. Şiirsel bir yoğunlukta işlenen sahne, okuyucunun zihninde hem bir duygu hem de bir görüntü olarak yer ediniyor böyle kitaplarda. Böylelikle içindeki her bir karakter, mekan ya da olay şiirin sembolik alanında ilerlerken, öykünün öznesi olarak beslenmeye devam ediyor. Dolayısıyla bu iki hal arasında bir köprü görevi görüyor. Satır aralarına serpiştirilen her şey ne tamamen soyut bir şiir ne de katı bir öykü olarak karşımıza çıkıyor. Köprünün tam üzerinden manzaraya baktığınızda, iç sesi ile konuşanların fısıltısını bir anlatı şeklinde okuyorsunuz.
Bu kimi zaman birbirine çağrışım yapan kelimeler aracılığıyla aktarılmış. Sanki görünmez bir iplikle birbirine bağlanmış gibi metnin içinde usulca yer değiştiriyor. Biri söylendiğinde diğeri içeriden ışığı yakarak kelimeyi başka bir formda öyküleştiriyor. Benim çok hoşuma gitti. Bu çağrışımdaki gizli akış, cümlelerin ritmini de belirlemiş. Ama diğer yandan anlam tek kelimeden değil, onların birbirine dokunuşunun yarattığı titreşimdeki kişi, mekan ve olay örgüsü ile tamamlanmış. Böylece metin, kelimelerin iç sesinden ince bir duygu anısına dönüşmüş.