Şu kitabı bin kere görsem dönüp bakmazdım normalde. Kapağından ve isminden öylesine bir romandır herhalde diye düşünürdüm.
Kendini anlamak hem keşiftir, hem yaratım.
İnsanın doğru bir öz duyuma, iç görüye sahip olabilmesi için kişisel özelliklerini üzerine koyduğunda okunabilecek bir zemin, bu zeminin kriterlerinin mukayese yoluyla oluşmasını sağlayacak başka insanlar, değerler, iyi ve kötü örnekler, başarısızlıklar, yakınlıklar vs. olması gerekiyor ki bir anlam kazanabilsin bence de. Tüm her şey beyaz ise eğer beyazın bir tanımı yapılamayabilir veya ayırt edilecek bir özelliği kalmamış olur. Ama yazar bunu sormadan önce direkt olarak bu şekilde aklıma gelen bir soru olmamıştı gerçekten.
Yaşanamayan onca potansiyel ne oluyor? Ya zamanla soluklaşıyor ve yerini diğer olasılıklara teslim ediyor ya da şekil değiştirerek daha mümkün olabilecek bir forma evriliyor. Beyindeki kullanılmayan alanlar, kullanılmayan patikalar misali silikleşiyor ve başka şeylerle kaplanıyor; ki onlar da bir süre sonra değişime uğruyor. Theseus'un gemisi gibi yıllar içinde aslında bambaşka bir varoluş haline dönüşüyoruz. Ama insan içinde sonsuz olasılık barındırırken onlardan yalnızca birini yaşıyor. Dönüp dönüp geriye sarabilse ve her şeyi deneyebilse şu an olduğu kadar eşsiz deneyimleyemezdi hayatı. Hayatın tek atımlık bir kurşun olması ve sadece zamanın ileri yönündeki kısmi değişikliklere açık oluşu, onca çılgın olasılığa rağmen öyle değil de bu şekilde yaşanmış olduğu düz çizgiyi anlamlı kılıyor. Yani gerisine ne oluyor? Bunu bilmiyor olmak zaten içinde bulunduğumuz yaşantıyı güzel yapan. Tüm olasılıkları tek tek yaşasaydık yaşamamış olmayı dilerdik belki de.
Farkındalık yaratan güzel incelemeniz için teşekkürler.