Puan vermedi·264 syf.····Okunma: 11 Aralık 2025 19:55 Safiye Erol’un Ciğerdelen’i ilk sayfalardan itibaren çok ağır bir iç sesle ve yoğun düşünce akışıyla ilerleyen bir eser. Açıkçası romana girmekte epey zorlandım; atmosferi bir türlü yakalayamadım. Ta ki Canzi ile Turhan’ın aşk hikâyesi belirginleşene kadar. O anda birden “Yeni bir Eylül mü geliyor?” dedim içimden. Gerçekten de o bölümlerde Mehmet Rauf’un Eylül’ündeki o kırılgan, hüzünlü, titrek aşk duygusu vardı ve beni en çok orası yakaladı.
Sonra hikâye yön değiştirip tarihî anlatılara ve uzun iç monologlara daldıkça odağım dağılmaya başladı. Karakterlerin bitmeyen sorgulamaları arasında kayboldum; bir süre sonra ne okuduğumu takip edemez oldum. Zihnim sürekli başka yerlere kaçıyor, geri dönmek zor geliyordu. Sinan-Zühre-Nuri hikâyesi tekrar beni yakaladı ama aynı yoğun iç konuşmalar bu kez de ritmimi bozdu. Anladım ki benim uzun monologlara karşı toleransım düşükmüş; daha önce hiç bu kadar odaklanma sorunu yaşamamıştım.
Buna rağmen Ciğerdelen; karakter psikolojisini derinlemesine inceleyen, aşkı bir ideal ve acı üzerinden yorumlayan okurlar için çok kıymetli bir eser. Eğer Eylül romanındaki o içsel gelgitleri, ruh çözümlemelerini ve ağır duygusal atmosferi seviyorsanız, Safiye Erol’un anlatımı size çok daha fazla hitap edecektir. Benim gibi “yoğun iç monolog + yavaş ritim” ikilisine dayanıklılığı düşük olan okurlar içinse roman yer yer yorucu bir deneyime dönüşebilir.
Kısacası: Benim kişisel okuma zevkime tam anlamıyla oturmasa da iç dünyası geniş, psikolojik derinlikli, kültürel zenginliği olan ve aşk romanlarını sevenlerin mutlaka fırsat vermesi gereken bir eser. Safiye Erol’un kalemindeki incelik ve kültürel zenginlik, bu türe yakın duran okurlar için büyük bir keşif olacak.