Ne ülkede kalabilmek, ne de ülkeyi terk edebilmek. Bir gecede değişen hayatların bıraktığı ve yanına alabildiği kadar bir para dolu çanta ile Almanya sınırları içerisinde sürekli trenle yolculuk yaparak hayatta kalmaya çalışan bir insanın hikayesinde hem politik hem de sosyolojik bir zemin var. Tarih bize çok şey hatırlatıyor. Fakat birbirini tekrar eden bir süreçten öteye gidemiyor bazen. Tahterevallinin yukarısında kalan kısım gün geliyor düşüşe geçiyor. Zulme uğrayanken zulme uğratan taraf oluyor.
Nazilerin Kristal Gece sonrasında yaşamı değişen yazar kitabı yazdığında yirmi üç yaşındaymış. Hayatını kaybettiğinde ise yirmi yedi. Kitabın beklediği etkisi ise seksen yıl sonra gelmiş. Kitabın içindeki karakter de kendisi gibi Almanya’da sıradan bir şekilde yaşarken bir gecede altüst olan bir hayatın hikayesini anlatıyor. Bunun üzerine Silbermann, trenle bir yolculuğa çıkıyor. Aslında kitap otobiyografik özellikler taşıyor.
Her kompartıman ayrı birer yolculuğa dönüşüyor. Farklı insan manzaraları içinde hayatta kalmaya çalışıyor. Koşullar değişince fikren de değişen zihinleri akıllara getiriyor gerçek yaşamda da. Güç taraf değiştirince ondan yana olanlar, güçsüzü ezenler ya da daha çok destek verenler her biri hayatın içinden insan manzaralarından oluşuyor. Çaresizlik içindeki insanın ruh hali üzerinde de düşünüyorsunuz. Karakterin diğer insanlarla yaptığı sohbetler, dönemin büyük bir fotoğrafını oluşturuyor, tüm renkleri ile görebileceğiniz.
İnsanlık var oldukça ezen ve ezilenler her zaman yön değiştirecek gibi görünüyor…