Ana Karakter incelemesi
Puan vermedi·94 syf.··
2025 1. kitabı
Bu kitabı daha önce birkaç kez okudum. Ama nedense kitabın ana kahramanının nasıl bir yalnızlık içinde olduğunu hiç fark etmemişim. Karakterin adı bile yok sanırım. Kitap derin bir yalnızlıkla başlıyor. Kahramanımız aslında hiç de ıssız bir ortamda yaşamıyor. Son derece kalabalık bir çevrede geçiyor ilk sahneler. Zaten beni ilk çarpan bu oldu. Karakter kalabalık içinde yalnızlık çekiyor. "Böylesine güzel bir gökyüzünün altında kötü niyetli kişiler de olabilir mi?" Bu soru insanı alıp götürüyor. Çok kez, belki farkında olmadan ben de sormuşumdur bu soruyu zira ne zaman canım sıkılsa başımı göğe kaldıranlardan oldum. Her derdimi göğe anlatanlardan oldum. Kitabın ilk satırlarındaki gökyüzü betimlemesi ve sonrasında gelen bu soru ilkokul günlerimi anımsattı bana. 1 veya 2. sınıftayken okulun arkasındaki boş alana gidip göğü izlemiştim tek başıma. Bulutların hareket ettiğini ilk kez o zaman fark etmiştim. Benim için ne büyük bir buluştu bulutların hareket etmesi. Bugün hala bulutları izlerken aynı hislere kapılıyorum. Karakterimiz de ihtimal ki yalnızlığını gökte paylaşmış olabilir. Sorduğu sorunun bir cevabı olmaması da dikkatimi çekti. Karakterimiz bu soruyu neden cevapsız bıraktı? Kötülüğe inanmak istemiyor olabilir mi? Bence yalnız insanlar kötülüğe fazlasıyla maruz kalmış olan insanlardır. Peki insan kötülüğe şahit olduğu için mi yalnızlığı tercih eder? Yoksa yalnızlık bir tercih değil de bir varoluş tarzı mı? Bana öyle geliyor ki yalnızlık kahramanımızın dünyayla temas etme biçmi. Soruyu takip eden satırlarda ise kahramanımız gençlikten bahsediyor. Yine yaşı hakkında bir bilgi verilmemiş. Ama ben karakterim genç olduğunu düşünüyorum. En fazla otuzlarımda olmalı (ilerleyen sayfalarda 26 yaşında olduğunu öğreniyoruz). Daha ilk sayfalarda derin bir kuyuyu andıran yalnızlık ancak genç birine ait olabilir. Peki bu düzenbazlar neyin nesi? Karakter düzenbaz derken kimi kastediyor olabilir? Hiç arkadaşı olmayan, bir tanıdığı olmayan kimsenin düzenbaz düşmanları olabilir mi? Yahut bu düzenbazlar onunla arkadaş olmayan insanlar mı? Kim bilir? Karakterimiz yalnızlıktan korkuyor ama şu an için görünen o ki düzeltmek için herhangi bir çaba göstermiyor. Karakterimizin yaşadığı mahallenin, bölgenin evlerini kişileştirmiş. Her biriyle ayrı ayrı bağ kurmuş. Duygusal anlamlar yüklemiş bu evlere. Onlar üzerine yapılan değişimlere fazlasıyla direniyor. Bu yine yoğun yalnızlığının bir sonucu olmalı. Kişiliğinin her bir parçasını bir binaya yüklemiş. Tıpkı hayali dostlar uydurup hayal dünyasında bu dostlarla oynayan çocuklar gibi karakterimiz de evlerden arkadaş edinmiş kendine. Bu genç adamı aynı zamanda bir kediye benzettim. Ne evindeki değişime katlanabiliyor ne de dışarıdaki. Çevresinde yaşayan herhangi bir değişime karşı anında strese giriyor. Evindeki bir eşyanın yerinin değişmesi, mahalledeki evlerin dış görünüşünün değişmesi ve fakat sadece bunlar değil her gün yüz yüze gelip gördüğü, çok iyi gözlemlediği insanların yazlığa gitmesi de onu strese sokuyor. Yazlığa gittikleri için bu insanları çok büyük bir öfke duyuyor aslında. Bunun sebebi onu davet etmedikleri için değil. Onun oluşturduğu güvenli alanların dışına çıktıkları için. Karakterimiz bu insanların hiçbirini tanımıyor. Buna rağmen kimsenin onu davet etmesinden yana sıkıntı oluyor. Biri davet edecek olsa gitmeye hazır. Biri davet etse anında orada olacak ama zaten derdi de bu değil. Söylediğim gibi tüm sıkıntı güvenli alanın içindeki bu insanların şehirden ayrılıp karakterimizi strese sokması. Karakterimiz 3-4 gün boyunca bunun stresini yaşıyor. Karakterimiz akut anksiyete geçiriyor olmalı. Yaşadığı kaygı bozukluğu 3-4 gün sürüyor. Stresin arttığı dönemde ise merkezden uzaklaşıp kendini tarlaların arasında bulana kadar yürüyor. Stresi yaşadığı ortamdan kaçınca da hafiflemişlik hissi geliyor. Bir anda mutlu oluyor. Bir anda çevresinde mutlu insanlar görüyor. Sonra bir anda aklından delice sorular geçiriyor. İsimsiz kahramanımızın beyni bir an olsun durmuyor. Bir dakika nefes almıyor. Fiziksel bir yorgunluk da buna engel değil. Neyse ki bu kriz anından hatta günlerinden sonra karakterimiz bir nebze mutluluk duyuyor. Mutluluk anında karakterimiz Nastenka ile karşılaşıyor. Benim için kitabın asıl meselesi şudur: İnsan, bir başkası tarafından kısa bir süreliğine görülünce, o anın hatırasıyla ne kadar süre yaşayabilir? Dostoyevski bu soruyu acımasız ama çok incelikli biçimde sorar. İsimsiz kahraman, sevilmekten çok fark edilmek ister; konuşmaktan çok dinlenmek, sahip olmaktan çok temas etmek ister. Nastenka bu yüzden bir “aşk nesnesi” değil, onun dünyaya açılan ilk penceresi gibidir. O pencere kapandığında yaşanan şey kalp kırıklığından çok, tekrar içe dönmenin sessizliği olur. Beyaz Geceler’i benim gözümde özel kılan bir başka şey de şu: Dostoyevski burada kahramanını yargılamaz. Onun pasifliğini, çekingenliğini, hayalperestliğini alaya almaz; aksine bu hâlin nasıl oluştuğunu sezdirir. Yalnızlık bu karakter için bir kusur değil, uzun süre temas edememiş bir ruhun doğal sonucudur. Kitap boyunca hissedilen melankoli bana hiçbir zaman karanlık gelmez; daha çok soluk, beyaz, uykusuz bir aydınlık gibidir tıpkı Petersburg geceleri gibi. Finali ise bana göre trajik değildir. Aksine çok gerçekçidir. Çünkü herkes mutlu sonlarla yaşamaz; bazı insanlar bir anlık yakınlığı, ömür boyu içlerinde taşıyacakları bir hatıraya dönüştürür. Kahraman da bunu yapar. Kaybettiği şey bir insan değil, bir ihtimaldir. Ama o ihtimal bile ona, hayatında ilk kez “yaşadım” deme hakkı verir. Kısacası ben Beyaz Geceler’i, yalnız insanların yazdığı değil, yalnızlığı bilenlerin anlayabildiği bir kitap olarak görüyorum. Sessizdir, kırılgandır ve tam da bu yüzden çok dürüsttir.
Edebiyat
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · İtalik Kitaplar · 2010102,2bin okunma
·
58 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.