Bu kitabı daha önce birkaç kez okudum. Ama nedense kitabın ana kahramanının nasıl bir yalnızlık içinde olduğunu hiç fark etmemişim. Karakterin adı bile yok sanırım. Kitap derin bir yalnızlıkla başlıyor. Kahramanımız aslında hiç de ıssız bir ortamda yaşamıyor. Son derece kalabalık bir çevrede geçiyor ilk sahneler. Zaten beni ilk çarpan bu oldu. Karakter kalabalık içinde yalnızlık çekiyor.
"Böylesine güzel bir gökyüzünün altında kötü niyetli kişiler de olabilir mi?"
Bu soru insanı alıp götürüyor. Çok kez, belki farkında olmadan ben de sormuşumdur bu soruyu zira ne zaman canım sıkılsa başımı göğe kaldıranlardan oldum. Her derdimi göğe anlatanlardan oldum. Kitabın ilk satırlarındaki gökyüzü betimlemesi ve sonrasında gelen bu soru ilkokul günlerimi anımsattı bana. 1 veya 2. sınıftayken okulun arkasındaki boş alana gidip göğü izlemiştim tek başıma. Bulutların hareket ettiğini ilk kez o zaman fark etmiştim. Benim için ne büyük bir buluştu bulutların hareket etmesi. Bugün hala bulutları izlerken aynı hislere kapılıyorum. Karakterimiz de ihtimal ki yalnızlığını gökte paylaşmış olabilir. Sorduğu sorunun bir cevabı olmaması da dikkatimi çekti. Karakterimiz bu soruyu neden cevapsız bıraktı? Kötülüğe inanmak istemiyor olabilir mi? Bence yalnız insanlar kötülüğe fazlasıyla maruz kalmış olan insanlardır. Peki insan kötülüğe şahit olduğu için mi yalnızlığı tercih eder? Yoksa yalnızlık bir tercih değil de bir varoluş tarzı mı? Bana öyle geliyor ki yalnızlık kahramanımızın dünyayla temas etme biçmi. Soruyu takip eden satırlarda ise kahramanımız gençlikten bahsediyor. Yine yaşı hakkında bir bilgi verilmemiş. Ama ben karakterim genç olduğunu düşünüyorum. En fazla otuzlarımda olmalı (ilerleyen sayfalarda 26 yaşında olduğunu öğreniyoruz). Daha ilk sayfalarda derin bir kuyuyu andıran