Mecburiyet #stefanzweig
-Spoiler-
İncecik,kahvenizi içene kadar bitirebileceğiniz bir kitaptı Mecburiyet. Ortaokuldan beri Stefan Zweigin neredeyse bütün kitaplarını okumuşumdur. Arada tek tük okumadığım kitabına rastlayınca çocuk gibi sevinirim. O yüzden Mecburiyeti görünce hemen alıp okumaya başladım. 1.dünya savaşı sırasında Almanya tarafından askere çağrılan Ferdinandın psikolojisini okuyoruz kitap boyunca. Ferdidand ne kadar bocaladıysa ben de bir o kadar bocaladım empati yapınca. Bir yanda kendi hayatını seçip mutlu yaşayabileceğin bir ülke bir yandan vatan sevgisiyle bağlı olduğun ülken. Kitabı okurken erkekler için de birçok şeyin kolay olmadığını fark ettim. Bazen devletin toplumun onlardan beklediği en asil şey insan öldürmek oluyor. Savaş neden var bu neden meşru hatta yüce görülüyor anlayamıyorum. Normalde suç sayıp bir insanı ömür boyu hapsedecek kadar kötü olan bir eylem kolektif bir şekilde yapılanca nasıl yüce bir hareket olabiliyor? Olayın bir tarafı buyken diğer tarafı daha farklı. Yıllardır büyüdüğün yetiştiğin vatanın sevdiklerini ve aileni koruma iç güdüsü... İşin özü kolay değil. Böyle bir ikilemi de en güzel Zweig yazabilirdi zaten ki öyle de yapmış. Kitabın sonunda benim için hem şaşırtıcı hem mutlu bitti. Ferdinandın öylece askere gideceğini sanıyordum ama savaşın en ufak bir yansımasını görmesi bile fikrini tamamen değiştirmesine neden oldu. Bu da en büyük savaş karşıtlarından biri olan Zweigin kitapta bile olsa bir karakterini askere göndermemesi onun ne kadar barış yanlısı olduğunu en güzel bir şekilde kanıtlıyor...