2009 yılında Pulitzer Edebiyat Ödülünü alan Olive Kitteridge bir karakter romanı. Çok beğendim.
Hiçbir şeyin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını anlatması bakımından çok başarılı.
Emekli matematik öğretmeni Olive Kitteridge eşiyle birlikte Maine'in bir kasabasında yaşamaktadır. Christopher adında bir oğulları vardır.
Olıve patavatsız,her düşündüğünü açık açık söyleyen(hadi açıksözlü diyelim!),duygusuz gibi görünen ama içten içten şefkatli biridir. Sevgisini gösterme biçimi biraz farklıdır. Eşi Henry ise bir o kadar saf,iyi niyetli, sevecen emekli bir eczacıdır.
Roman genel olarak geriye dönüşlerle farklı karakterler üzerinden ilerler. Kronolojik bir sırası yoktur bunların. On üç bölümden oluşan romanda bazı bölümlerde Olive karakteri ön planda iken bazı bölümlerde bir isim olarak geçer sadece. Bu kurgu biçimini de ayrıca beğendim.
Kasaba hayatının sıkıcılığı, yalnızlık,gençlerin hep büyükşehirlere kaçma özlemi ne kadar da tanıdıktı.
Roman ilerledikçe karakterler birer birer çözülmeye başlar. Onların iç dünyasını daha yakından tanırız. Özellikle anne-oğul çatışmasının anlatıldığı bölüm çok etkileyiciydi. Bazen farkında olmadan yaptığımız iyi niyetli gibi görünen davranışlar başkaları tarafından farklı algılanıp travmaya neden olabiliyor.
Roman, sert mizaçlı bir kadının derinindeki yalnızlık hissini ve duygusal kitlenmeyi başarılı bir şekilde yansıtıyor.
Orta yaştan başlayıp yaşlılığa doğru giden süreci bazen ana karakter bazen de bir figüran gibi romanın içine yerleştiren yazarın dili oldukça yalın ama duygu olarak yoğundur. Sert bir karakter üzerinden böyle bir duygu yoğunluğu yaşatabilmek alkışı hak ediyor.
Romanın bir dizisi de var. Oyuncuları ödüller de almış ama ben henüz izlemedim. Önce romanını okuyup daha sonra dizisini izlemek karşılaştırma yapmak açısından daha doğru gibi geliyor.