"Bugün İslâm cemiyetinin başında bunca musibetler var. Otuz milyon insan, dört veya beşbin yıl önceki insanlığın yaşayış şekline terkedilmişken, ahlâk sefaletlerinin yanında iktisadi felâketler kaynaşırken, bin yıllık tarihin sahibi koca bir millet bir avuç yahudinin sermayesinin esareti altında sürünürken bütün bu sefaletleri dile getirmeyi ne için lânetliyelim? Her iki tarafın meydanlardaki nümayiş kahramanları karşılıklı "kahrolsun" feryadlarıyla neyi düzelttiklerini, hangi perişan ruhu kurtardıklarını zannediyorlar?"
Kitabın özet alıntısı diyebilir miyiz? Diyebiliriz.
İslâm aleminin net biçimde ifade edilişi diyebilir miyiz?
Pekala diyebiliriz.
İçinde olduğumuz bu perişan hal için pek çok çarpıcı cümle kurulmuş elbet burda. Her biri farklı biçimde sarstı.
Hep bilinen sorunlar, bilinen zaafiyetler...
Ama neden bilinen noktadan tutup düzeltemiyor bu kadar müslüman?
Bunun sebebinin İslam kimliğiyle İslam'a içten zarar veren, din kisvesi altında faaliyet yürüten güruh olduğu artık malumumuzdur.
"Biz hudutlarda yenilmeden önce kendi içimizde mağlup olduk."
Gerçek Müslüman girdiği ortamda parlayacak nitelikte olacakken her türlü çirkin meziyeti müslüman üzerinden gösteren bir dünya görüşü peyda olundu.
Bunlar bir anda olmadı.
Düşman bunu ilmek ilmek ördü başımıza.
Sokağa çıkıp lanetlemek ne gibi bir kurtuluş getirecek bize?
Lanetleyenleri organize edenler lanetlerin asıl hedefi bile olabilir. Böyle de gaflet içinde yürütüyorlardır bizi...
İnsan tabiatı ne de güzel ifade edilmiş aynı zamanda.
Dünyaya ait duygulardan tutun, beklentilere, umutlara her şeyin bir hüsranla son bulmaya mahkum olduğunu; her şeyin yitip elde kalanın safi kırıklık olduğunu; insanın kötülüğün galip göründüğü karmaşada kötü olmamaya çabalamaktan başka karşı koyacak bir şeyi olmadığını anladım ben bu sözlerden.
Sonsuzluk karşısında hiç bir şeyin ehemmiyeti yok ve zevale doğru gitmekten başka bir çıkışı yok...
Bunlar ümitsizlik verici sözler olmadı.
Aksine bu kadar anlam yüklediğimiz dünyanın maskesini indirip gerçekle yüzleşmek için harika sözler.
"Lâkin her varlığın koşarak hiçliğin kucağına atıldığı bu âlemde sonsuzluk inancıyla beslenen ebedî emeller var; gençlik, aşk, ruhu doyuran faziletler ve hayatı yaşamaya değerli yapan saadet hazineleri var. Böyle bir dünyanın mânasızlığını iddia etmek gülünç değilse de, hem aklın, hem de kalbin huzurunda imkânsız görünüyor."
".. hayatımız bu sefaletler mahşerinden ibaret değildir." diyor yazar.
Evet öyle olması çok trajik olurdu.
Çelişmeler içinde kıvranan insan bu fani dünyada sırtlandıklarını götürecek kendisiyle sonsuzluk diyarına.
Onu aşk kurtaracak..
"Mevlânâ, 'Aklı sat da aşkı satın al' diye Allah'a götüren kılavuzu tavsiye etti."
Bize bu yolda rehberlik edecek gönül ehillerine, aşk neferlerine ihtiyacımız var. İslâm dünyasında devasa bir boşluk oluştu bu minvalde.
Nurettin Topçu insana, tabiata, yaradılışa "hörmet" gerektir diyor. Hörmeti öğretecek din adamları bizi duruşumuzu, kalbimizi hizaya çekme yolunda terbiye edecekler...
Bir çok eserde bu duyguyu yaşıyorum:
Dünyayı saran merhametsizlik, kötülük dallarını tavsirde adeta ruhum bir kıskaçta sıkışmış gibi olurum;
Sonra tam tersi halin yorumunda gevşedikçe rahatlar, kafesinden kurtulmuş bir kuş özgürlüğü hissiyatına kapılırım.
Evet çünkü bu duygular anlatımda da, yaşamada da, seyretmekte de böyle etkilerler muhatabını.
İslam'la daha bi kuvvet bulup Müslümanın ruh evini güçlendirince ne kadar parıltılı bir cevher olacaktır çok güzel anlatılıyor.
İki kitabı bu baskıda birleştirilmiş.
Bu kadar şeyi söyledikten sonra Hz. Mevlânâ bahsinde Müslümanın gönül hanesinin ihtiyacı olan hörmet eğitmeni için yerinde bir örnek olmuş.
Biliyoruz ki Mevlana hep aşka çağırdı insanı. Aşkın kapısında sürünmek, her türlü dünyalık rütbeye bedeldir diyor hayatıyla, sözleriyle.
Nurettin hocanında dediği gibi:
"Aşk, hörmetin vecd halinde yaşanmasıdır."
Bu minvalde Mevlana'nın içinde bulunduğu aşk ve vecd hâllerini bize bir nebze tanıtma üzerine bir çalışma olmuş. Onun yaşantısının ihtiyacımız olan kurtuluşa bir anahtar olacağına inancı tam yazarın.
Kurtuluş ve refik olarak iyice idrak içinde önce dünyaya, yaradılışa nasıl bir bakışla baktığını anlamak gerekecekti elbet.
Kabul etmeliyim tasavvuf hala benim için idraki zorlayan bir muamma. Saygım ve sevgim sonsuz ama terimlere, sözlere tam vakıf olamıyorum. Ağır geliyor.
Herkesin bu makama erişilebileceği de, mantık çerçevesinde düşünebileceği de düşünülmesin. Akıllara durgunluk verecek bir vecd hali bu. Bir noktada tehlikeli bile olabilir.
Alimlerin, şeyhlerin Mevlana'ya karşı geldiğinden bahsediliyor burda da.
Bu vecd halinin aşinası olmayan için tehlikesini meşhur mum ve pervane misalinde de düşünebiliriz:
yaklaştıkça yanıp kül edecek bir ateş bu. Aşka ulaştıracak bir ateş olmayacaktır bu her zaman...
Yazarın yer yer kullandığı üslup, hedef aldığı kitle bana çok sert geldi. Hakikate temasta herkesin kendi yolunu çizdiği bu dünya serüveninde kişinin kalbine tam vakıf olmadan böylesi saldırmak bana hiç bir şekilde mantıklı gelmemiştir..
"Veliler kervanının, onların her birini hangi bölgenin sınırlarına kadar götürdüğünü, gece gündüz gaflet lokması yiyen bizler bilemeyiz." diyor kendisi üstelik. Tek taraflı söylenebilecek bir söz değildir bu. Tam yerinde, tam kıvamında ve çok kapsayıcı.
Alıntılarla beraber uzadıkça uzayan bir inceleme oldu ama onlarsız da tam duygularımı aktaramayacaktım. Sabırla sonuna kadar gelebileni de tebrik ederim.
Nurettin Topçu'nun güçlü kalemiyle insana, İslam'a ve Mevlana'ya bakmak çok keyifli bir yolculuk oldu.
Şeb-i Arus etkinliği sayesinde sonunda okuyabilmiş oldum yıllardır beklettiğim bu eseri. Geç kalınmış bir güzellik..
Yunus Emre'den izler görmekte fazlasıyla iyi geldi ayrıca.
Aşkınıyam. . . 'a teşekkür ederim vesile olduğu için
Son zamanlarda okuduğum en farkındalık kokan, en muhteşem paylaşımlardan biri bu. Size bunları yazmak için ilham veren bu kitabı ben de okuma listeme aldım. Yüreğinize, emeğinize sağlık. 👏👏👏
İlham vermekle kalmıyor üstünde uzun saatler konuşulabilecek kelamlar bunlar. Tavsiye ederim gerçekten.
Ne kadar eserin mahareti olsada sözleriniz mutlu etti beni teşekkür ederim 🌼