#Gün 1 #290766851Papatya..
#Gün 2 #290852275Nergis..
#Gün 3 #290934299Gül..
#Gün 4 #291028575Nilüfer..
İyi akşamlarr. Sınav haftam nedeniyle bugün atmayı düşünmüyordum, o yüzden biraz geç oldu.. 5. Günün çiçeği Sakura olsun istedim, Yunan mitolojisinde yeri olmasa da Japon Mitolojisinde var bugün de ufak bir değişiklik olsun..🙃
10 gün, 10 çiçek.. ୨ৎ
#Gün 5
Sakura.. 𓍯𓂃
•𝐊𝐢𝐫𝐚𝐳 Ç𝐢ç𝐞ğ𝐢𝐧𝐢𝐧 𝐉𝐚𝐩𝐨𝐧 𝐌𝐢𝐭𝐨𝐥𝐨𝐣𝐢𝐬𝐢𝐧𝐝𝐞𝐤𝐢 𝐘𝐞𝐫𝐢•
Konohana Sakuya-hime'nin Lütfu: Kiraz Çiçeklerinin Doğuşu
Japon mitolojisinin derinliklerinde, Sakura çiçeğinin kaynağı, gökyüzünden yeryüzüne inen en zarif varlık olan Konohana Sakuya-hime (Ağaç Çiçekleri Açan Prenses) ile sıkı sıkıya bağlıdır. O, sadece güzelliğin değil, aynı zamanda canlı doğanın ve bereketin de somutlaşmış halidir; öyle ki, günümüzde görkemli Fuji Dağı'nın tanrıçası olarak anılmaktadır. Efsaneye göre, göklerin efendisinin torunu olan Ninigi-no-Mikoto yeryüzüne indiğinde, gözleri hemen bu prensesin eşsiz cazibesine takıldı. Ona sırılsıklam aşık oldu. Sakuya-hime'nin babası, damadına lütuf göstererek iki kızını da sundu: İlki, sonsuz yaşamı ve kayaların sarsılmaz sağlamlığını temsil eden Iwa-Naga-hime (Kaya Gibi Uzun Ömürlü Prenses) idi. İkincisi ise, Sakuya-hime'nin kendisiydi; göz kamaştırıcı, narin ve hayat gibi kısa ömürlü güzelliği simgeliyordu. Ancak Ninigi, sonsuzluğu temsil eden ablayı reddetti; zira kalbi, sadece Sakuya-hime'nin gelip geçici, büyüleyici güzelliği için çarpıyordu. Bu seçim, mitolojik bir dönüm noktası oldu. Ninigi'nin bu tercihi yüzünden, Japon imparatorluk soyu —ve dolayısıyla tüm insanlık— sonsuzluğun lütfundan mahrum kaldı. İnsan yaşamının süresi, Tanrıça’nın adını taşıyan o zarif, ama kısa ömürlü kiraz çiçekleri kadar geçici ve fâni olmaya yazıldı. İşte bu nedenle, açan her Sakura çiçeği, aslında Konohana Sakuya-hime'nin yeryüzüne bahşettiği ilahi güzelliğin bir yansımasıdır. Çiçeklerin kısa bir sürede açıp rüzgârla dökülmesi, o tanrıçanın seçtiği kaderi; hayatın en güzel anının bile ne kadar çabuk sona erebileceğini hatırlatan, buruk bir estetik zarafettir. Sakura, böylece Japon ruhunda hem hayranlık uyandıran bir güzelliği hem de kaçınılmaz vedayı barındıran kutsal bir sembol haline gelmiştir..
────୨ৎ────
Bir de tam mitolojik olmasa da -Biraz da benziyorlar- Japon halkında oldukça yaygın bir halk efsane var..
Sakura'nın Doğuşu: Çorak Ağaç ve Aşık Kızın Hikayesi
Çok eski zamanlarda, savaşların ve çekişmelerin hüküm sürdüğü huzursuz bir çağda, devasa ve eski bir ormanın derinliklerinde, alışılmadık bir ağaç vardı. Bu ağaç, çevresindeki tüm doğanın aksine, ne çiçek açar ne de meyve verirdi. Dalları kuruydu, gövdesi çatlaklarla doluydu ve çevresine öyle bir ıssızlık yayardı ki, en küçük kuş bile onun yakınına konmaya cesaret edemezdi. Yalnız ve sessizdi, sanki bütün bir kederi kendi içinde saklıyordu. Ormanın ruhları ve perileri, bu çorak ağacın haline üzülürlerdi. Sonunda, ağaca bir şans vermeye karar verdiler. Ona yirmi yıllık bir süre tanıdılar; bu süre zarfında ağaç, bir insan formuna bürünebilecek, insan duygularını deneyimleyebilecek ve böylece güzelliğin ve hayatın anlamını keşfedebilecekti. Eğer yirmi yılın sonunda ağaç sevinci ve aşkı bulabilirse, çiçek açabilecekti; yoksa sonsuza dek kuruyup ölecekti. Ağaç, bir delikanlı kılığına girerek insan yaşamına karıştı ve kendisine Yohiro adını verdi. İnsanlar arasında dolaşıyor, hayatın telaşını izliyor ama kalbindeki taşlaşmışlığı bir türlü kıramıyordu. Ta ki bir gün, berrak bir derenin kenarında, ruhu güneş kadar parlak, kalbi çiçekler kadar narin olan Sakura adında bir kıza rastlayana dek.
Yohiro, Sakura'yı gördüğünde, kalbinde daha önce hiç hissetmediği bir sıcaklık ve titreşim uyandı. Sakura da, Yohiro'nun ciddi ama nazik tavrından etkilenmişti. Zamanla, iki genç birbirine derinden âşık oldu. Yohiro, Sakura ile geçirdiği her an, kurak geçen varoluşunun ne kadar acı olduğunu anlıyordu. Ancak süre dolmak üzereydi ve artık gerçeği saklayamazdı.
Bir gece, ay ışığının altında, Yohiro kalbindeki büyük sırrı Sakura'ya itiraf etti: Kendisi ne yazık ki yakında ölecek olan, lanetli bir ağaçtı. Bu itiraf karşısında Sakura’nın kalbi parçalandı. O, sevdiği Yohiro’nun bir ağaç olduğunu umursamıyordu; tek istediği, onun yaşamasıydı. Gözyaşları içinde, ona olan saf sevgisini ve onun için duyduğu derin kederi dile getirdi. Bu sahne, perilerin ve orman ruhlarının dikkatini çekti. Onlar, Sakura'nın saf sevgisinin ağacın kalbini eritmeye yettiğini gördüler.
Bunun üzerine periler, Sakura'ya göründüler ve ona bir seçim sundular: Ya Yohiro tamamen bir insana dönüşecek, ya da Sakura kendisini ağaca feda edip onunla birleşecekti. Sakura, bu çağın nefret ve savaşla dolu olduğunu, ancak Yohiro'nun kalbindeki sevginin dünyayı değiştirebileceğini biliyordu. Gözünü bile kırpmadan, ağaca dönüşmeyi seçti. Tam o anda, Sakura'nın ruhu ve sevgisi Yohiro'nun çatlak gövdesine aktı.
O an, mucize gerçekleşti. Çorak ağaç aniden canlandı; dalları gençleşti ve gövdesinden, Sakura'nın adını ve ruhunu taşıyan binlerce narin, pembe ve güzel kokulu çiçek patladı. İşte o günden sonra, o çorak ağaç artık Kiraz Ağacı, yani Sakura olarak bilindi. Her bahar çiçek açan bu ağaçlar, fedakârlığın, saf aşkın ve hayatın en karanlık anlarında bile ortaya çıkabilen mucizevi güzelliğin kalıcı bir anıtı oldu..
────୨ৎ────
Japon mitolojisini çok seven ve anime kültürüne hayran olan bir insan olarak elbette ki sakura en sevdiğim çiçekler arasındadır. Ve iki hikayeyi de çok güzel buldum ; eline, emeğine sağlık.🌸
Meraklısına ve bir şeyler hatırlamaya çalışan bana:
"Sakura" kelimesindeki "sa" pirinç ruhunun daha doğrusu kutsal yaşam gücünün adıdır ama dilbilgisi açısından bakarsak vurguya göre değişen son ek, sanki son fırsat gibi ve "kura" (Takamikura'dan çağrışım yapılabilir) ise depo, pirinç ambarı, kutsal eşyaların saklandığı yer. Kiraz çiçeğinin ağacı başı öne eğik değil
ama dalları aşağıya salkık, sanki ruhu toprağa dönmek ister gibi ve Sakura da sanki bunu saklıyor yaşama istenci (Schopenhauer) kaçmasın diye. Geçmişte, çiçeklerde yaşayan pirinç ruhu karşılanıp tapınıldıktan sonra pirinç ekiminin başladığı söylenir, düşünün kasap et, koyun can derdinde, gerçi Sakura çiçekleri taşıyan samuraylarla da bağlantılı ki en güzel vaktinde soluyorlar. Kiraz çiçeklerinin tanrıları ve ruhları yatıştırma gücüne sahip olduğuna da inanılır, bu da biraz taşıma nedenlerinin efsanesi olabilir. Kiraz çiçeği dallarının kırılıp tanrılara sunulduğu hanaori geleneğinin de muhtemelen buradan geldiği düşünülmekte ki mantıklı. Başka bir tür kiraz çiçeğinin yaprakları tek tek değil, kümeler halinde dökülür, insanlara kafa kesilen mahkumları hatırlatmış olabilir, çok sonradan infaz yerlerine ruhları dinsin diye o tür (birçok türü var, hangisi olduğunu hatırlamıyorum) kiraz çiçeği ağacı da dikiyorlardı.
Bir de Bin Gözlü Kiraz Ağacı var, bir tapınakta beyaz renkte bulunuyor. Çiçeklenme dönemi kısa çiçekler sadece iki veya üç gün sonra dökülüyor, bu da onu tam çiçek açmış halde görmeyi zorlaştırıyor, hayalet kiraz ağacı olarak anılır bu yüzden. Eğer şanslıysanız ve tam çiçek açmış bir kiraz ağacına denk gelirseniz bin gözünüzün veya bin dileğinizin gerçekleşeceği söylenir. Dört yapraklı yoncanın Sakura hâli gibi. Budistlikte Jizo var, Alaaddin gibi düşünülebilir ama o yalnızca bir dilek gerçekleştiriyor, eh, Bin Gözlü Kiraz Ağacı değiller ki.
Velhasıl, daha yazılmayan uzun parçacık hikayelerden oluşuyor Sakura ve fazla olmasın, gerisi ben de kalsın ama mitolojik olmasa da hikaye türünde arcadia-kanko.jp/special/2021/08... , çeviriyle yetinerek baktığım diğer yazılara göz atabilirsiniz.
Serinizi merakla takip ediyorum.Sakura diyarında ikisine serinize yer verdiğiniz için ayrıca teşekkür ederim, 🌸.