Diphylleia Gray Çiçeği ve Anlamı
Diphylleia Gray en sevdiğim çiçektir. Kendisini çok sakınırdım öyle ki "En sevdiğin çiçek ne?" sorusunun cevabında hiçbir zaman kendisi yer almadı. Çok özel bende ki yeri. Çok tereddüt ettim yazmaya başlamadan önce, bir yandan da seri bitimine yakışır diye düşündüm. Kendisine cam çiçeği ya da iskelet çiçeği de deniyor ama cağrıştırdığı şeyler hoşuma gitmediğinden bilimsel adını kullanıyorum. Seriye papatya ile başladığımdan beridir mitolojik hikayelerden gideceğim demiştim ama bu çiçeğimin mitolojide belli bir yeri ve hikayesi yok. O yüzden anlamından yola çıkalım istedim. İyi okumalar.
────୨ৎ────
Güneşin altındayken, dünyadaki en kusursuz yalanı söylerdi Diphylleia Gray. Bembeyaz, gururlu ve sarsılmaz taç yapraklarıyla ormanın derinliklerinde süzülür; bakan herkese ne kadar güçlü, ne kadar eksiksiz ve dertsiz olduğunu kanıtlamak isterdi. O beyazlık, çiçeğin dünyaya karşı kuşandığı zırhı, yüzüne sımsıkı geçirdiği pürüzsüz maskesiydi. İnsanlar gibiydi; hani içi kan ağlarken dışarıya en parlak gülüşünü fırlatan, her "nasılsın" sorusunu sahte bir "iyiyim" ile geçiştiren o yorgun ruhlar gibi... Kendini saklamanın, acıyı içeride dilsiz bir mahkum gibi büyütmenin tek yoluydu bu kalın, opak beyazlık.
Fakat gökyüzü ağırlaşıp, ruhun o saklanan, kimselere anlatılamayan acıları göğü kapladığında hikaye tersine dönerdi. Ormanın üzerine fırtınalar koptuğunda, diğer tüm canlılar saklanacak bir kuytu bulur, yapraklarını kapatırdı. Diphylleia Gray ise kaçamazdı. Kaçacak yeri olmayanların çaresizliğiyle dikilirdi yağmurun karşısında. Gökyüzünden boşanacak olan o sağanak, aslında onun gözlerden sakladığı, geceler boyu yastığına akıttığı gizli gözyaşlarının ta kendisiydi.
İlk ağır damla beyaz yaprağına çarptığı an,