·272 syf.····Okunma: 15 Aralık 2025 21:15 Bugün Sabahattin Âli'nin 1940 yılında yazmış olduğu, beni en çok etkileyen tek bir türe sığdırılamayacak kadar derin bir romanıyla geldim. Roman güçlü psikolojik tahliller, sosyolojik tespitler yapan ayrıca durum türüne de girecek cinsten. Kitabı olaylar silsilesinde okumak isteyen varsa zorlanacaktır. Olaylar basit ve az olmakla beraber karakterlerin iç dünyasına odaklanmış ve sizi onların zihinlerinde müthiş bir yolculuğa çıkartıyor. Yazarın betimlemeleri beni diğer kitaplarında da etkilemişti ama burada karakterlerin içsel dünyalarını betimleme şekli beni kendisine bir kere daha hayran bıraktı. Roman Ömer'in zihinsel çatışmaları ve yaşadığı buhran üzerine kurulu gibi görülür ancak toplumsal olarak da eleştirisi güçlüdür.
Karakterlere bakacak olursak;
Ömer: İçsel çatışmanın merkezine koyulan ana karakterdir. Düşüncelerinin mantıklı olduğunu okuyucuya da geçiren ve ikna eden karakterimiz davranış noktasında bunu yerine getiremiyor. Yaşadığı tüm olayların sebebini yüklemek için bir kılıf bulmuş ve o kılıfı da "İçimizdeki şeytan" oluyor. Bizim insanımızın davranışlarının sorumluluğunu alma noktasında eksik olduğunu düşünüyorum. Buna dıştan denetimli birey deniyor davranışlarının mesuliyetini kendi dışında her şeye yükleyen. Bizde bu şeytana, Tanrı'ya... vb. farklı kaynaklara yükleniyor. Bunun neden olduğu şeyse kişisel bütünlüğün olmaması oluyor (söylem ve davranış uyumu). Ömer, toplumda sorumluluk alamayan bireyi temsil ediyor esasında. Ömer'in zihni esasında bencilliğimize ayna tutacak türden. Düşüncelerimizde kendi benimizi ortaya koyarken davranışta karşı tarafı önemser ve onun içinmiş gibi gösterdiğimizi çok güzel anlatıyor. İnsanın taktığı müthiş bir maske. Japonlara göre insanoğlunun taktığı üç tür maske vardır: Birinci yüzünü dünyaya gösterir. İkinci yüzünü ailesine ve arkadaşlarına gösterir. Üçüncü yüzünü kimseye göstermez. Bu yüz, kim olduğunuzun gerçek yansımasıdır. İşte Ömer bizim herkesten sakladığımız kimi zaman kendimize dahi gösteremediğimiz o üçüncü yüzü çıplakça gözler önüne seriyor. Ömer, sorumluluk gelince kaçan, taşımak istemeyen, anlık duygularının hararetiyle yaşayan biri. Ne yaşamın sorumluluğunu alabilen ne de duygularının sorumluluğunu alan bir karakter. Yaptığı en büyük yanlışlardan biriyse o duygusal sorumluluğuna kurban olarak seçtiği Macide'ydi. Dönemin aydını olarak geçinen ama esasında iradesi zayıf kişiyi de temsil etmiştir. Ömer'i hem dövmek istedim hem de ona sarılmak istedim. Ah Ömer ah...
Macide: Çocukluğundan başlayacak ailesi kızlarının, okula ne zaman gideceğine ne zaman evleneceğine her şeyine karar veren bir yapıya sahip. Ama tesadüfler midir bilinmez Macide'nin yüzüne bakar ve İstanbul'a konservatuar okumaya gelir. Talihi burada değişir. Çünkü hayatına Ömer girer. Macide Ömer'in tam zıttı diyebiliriz. Dürüst, net, kendini ezdirmeyen, etrafındakilerin düşüncelerini sorgulayan, sevgiye inanan, bağ kurabilen, vicdani ve ahlaki duruşu olan bir karakterdir. En çok üzüldüğüm karakterdir. Hayatında ilişki yaşamamış gencecik, körpe bir genç kız. Gözünü Ömer'le açmış, duygularını ve arzularını ona beslemiş birisi. Bu tarz durumlarda aklıma gelen kış güneşi şarkısının şu sözleri gelir: Yanlış zaman, yanlış insan. Ömer onun için iki anlamda da yanlıştı. Güçlü ve her şeyin farkında olursun da gidemezsin ya. Ya seni çaresizliğin bağlar ya inandığın sevgi ya da toplumun kadına yüklediği iyileştirme hastalığı. Ömer de söylemiyor muydu beni sen adam edeceksin, sen iyileştireceksin diye. Macide'yi kendi bencilliği için kullandı. Sonlarda yazdığı bir mektup var. Beni çok ağlattı o mektup. Her şeyi bildiğin halde kopamamak, gidememek yaşayan bilir.
Nihat: Sürekli boş laflar eden, laf kalabalığı yapan, arkadaşını kendi zihniyetine sürükleyen, bencil, çıkarcı, kibirli, çıkarım için her yol mübah anlayışını benimseyen, madde odaklı yaşayan ve Ömer'e dost adı altında düşmanlık yapan birisidir. Ömer'den çok Nihat'a sinirlendim.
Bedri: Kitabın bence en nahif, olgun ve kişisel bütünlüğü olan karakteri. Okurken bana yazarın sesi gibi gelen bir karakter. İçimizde şeytan denen durumu derinlemesine sorgulayan, bahanelere sığınmayan tek karakteriydi. Macide ile arasında duygusal yakınlık olan ama o kadar olgun ki bunu okurken de davranış ve düşüncelerinden rahatlıkla hissedebiliyoruz.
Ana karakterler bunlardı. Diğer karakterler üzerinden yazar birçok şeyi eleştirmiş. Münevverim adı altında gezen, sanatçıyım diyen kişilerin aslında içi kof olduğunu, sözde aydınlıklarını, anlaşılamamayı üstünlük saydıklarını eleştirmiş. Halbuki yazarın amacı anlaşılmak ve topluma ulaşmaktır. Onun dışında dönemde musikiye edilen saygısızlığı, özünden koparıp kendi zevklerine göre oluşturdukları musikiden aldıkları keyfi eleştirmiş ve bunun farkında dahi değiller. Özüne sahip çıkamayan bizlere ne demek lazım orası da siz kalmış artık.
Bana kalanlar:
-Duygusal anlamda sorumluluk alamayan insanların yüklerini taşımak yalnızca bizi tüketecektir.
-Bazen zaman yanlıştır bazen insan bazen de her ikisi de yanlıştır.
-Söylediklerini davranışa döken insanlarla ilişki kurmak en sağlıklısı ama uygulayabilene :)
-Duygular bazen bir yanıltmacadır.
-İnsan bazen gözünün önündekini göremez.
-İnsan her zaman Ben'ini gözetir.
-İnsan her daim vicdani ve hesabi tarafıyla baş başa kalır.
-Bazen kaldığımız ikilemler sonucu yaptıklarımız yanlıştır ve çok zaman sebebi vicdanımızdır.
-Sahte derinlik caka satmak için kullanılan bir araçtır.
-İnsanı tüketen en acımasız duygu korkaklıktır.
-En büyük şeytan insanın kendisidir.
Kitapla kalın!