Beşir Ayvazoğlu, Aşk Estetiği ile insanın hem en kadim hem de en taze duygusunu; yani aşkı, edebiyatın, tasavvufun ve estetiğin ortak zemininde yeniden yorumluyor. Kitap, âşık olma hâlinin sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir “terbiye” ve “çevrilme” süreci olduğunu hatırlatıyor.
Okurken en çok hissettiğim şey, aşkın tek başına bir hikâye değil; insanı kendine doğru çeken bir yolculuk olduğuydu. Metin zaman zaman Divan şiirinin estetik dünyasına, zaman zaman da modern insanın iç gerilimlerine dönüyor. Fakat nereden dolaşırsa dolaşsın, sonunda hep aynı yere bağlanıyor: Aşk, insanın iç âlemini cilalayan bir ayna.
Aşkın tüketilebilir bir duyguya dönüştürüldüğü çağımızda, onun estetik ve manevi köklerini yeniden görünür kılıyor. Bu açıdan kitap, sadece bir inceleme değil, bir hatırlatma metni gibi.
Hem edebiyatı hem de tasavvufu sevenler için çok besleyici; aşkın ne olduğuna değil, insanda neyi uyandırdığına odaklanmak isteyenler için ise tam yerinde bir eser.
Kitabın "Sonuç Yerine" bölümünde Beşir Ayvazoğlu'nun dediği gibi "konumuz tasavvufi bir estetik değil, tasavvufun derinden etkilediği bir sanat ve estetik anlayışı"