𝚃𝙴𝙼𝙴𝚃 𝙽𝙾𝚂𝙲𝙴
Bugün sizlere son zamanlarda sıklıkla gördüğüm ve merak ettiğim bir kitap ile geldim. Neydi bu 𝙩𝙚𝙢𝙚𝙩 𝙣𝙤𝙨𝙘𝙚? İnsanın kim olduğunun farkına varmasını öğütleyen bir Antik Yunan özdeyişi, Kendini Bil anlamında...
Kapak tasarımı ve isminden başka bir fikrim yoktu kitaba dair türünü dahi bilmiyordum onun içinde bir beklenti talebim yoktu. Açıkçası okuma öncesi beklentim bu kadar yüksek değildi. Fakat ilk sayfadan itibaren metnin dinginliği, samimiyeti ve içtenliği beni içine çekti. Kitabı elime alır almaz, durmadan okuyup bitirdim. Geriye ise beklediğimden çok daha derin bir etki kaldı.
Yazarın dili sakin, ölçülü ve berrak. Olayları dramatize etmek yerine, yaşanmışlığın sahiciliğine yaslanan bir anlatım tercih etmiş. Bilimsel ve psikolojik yaklaşımları, maneviyatla dengeli bir biçimde harmanlamış. Okurunu sarsmak için değil de durdurmak, düşündürmek ve içe döndürmek için yazılmış. Asrın depremini unutmadan, acıyı sömürmeden, insanın kendini bilme yolculuğunu, ölüm gerçeği ve maneviyat ekseninde ele almış. Beklentisiz başlanıp, güçlü bir etkiyle bitirilen bu kısacık roman, bana bir kez daha bazı kitapların sessizce gelip insanın iç dünyasında uzun süre kalabildiğini hatırlattı.
Hem bireysel hem de evrensel bir sorgulamanın içine davet ediyor.İnsanın varoluşla, ölümle ve anlamla yüzleşmesinin simgesel bir anlatısı.
Ufak bir araştırma sonucu ; Maneviyatın , Temet Nosce’nin temel damarlarından biri olduğunu öğrendim. Kitap boyunca sezilen ilahi bağ, insanın yaratıcıyla kurduğu ilişkiyi sorgulamasına yol açıyor. Bu da romanı yalnızca psikolojik bir anlatı olmaktan çıkarıp, ruhsal bir arayışa dönüştürüyor...
Asrın felaketi olarak hafızalarımıza kazınan büyük deprem, romanın arka planında sessiz ama sarsıcı bir gerçeklik olarak duruyor. Reçel'de eşi ile birlikte depremi yaşamış ve deprem anında kısacık bir kopma anı yaşıyor... Ankara'ya yerleşen çiftimiz deprem sonrası yaşamlarına devam etmeye çalışırken Raçel'in tanıştığı Meva ile kendini bilmesi, tanıması yolculuğu başlıyor...