Roman, kayıp duygusu, geçmişle yüzleşme, aile bağları ve taşınan sessizlikler etrafında şekilleniyor. Büyük olaylar, çarpıcı sürprizler peşinde koşmuyor aksine gündelik hayatın içinde çoğu zaman fark etmeden taşıdığımız duygulara odaklanıyor. Yazarın dili son derece duru. Gösterişli cümleler kurmadan, duyguyu kalbimize usulca bırakıyor. Anlatımda bir acele yok her duygu yerini bulsun diye beklenmiş gibi. Bu sakin tempo, romanın ruhuna çok yakışıyor. Okur olarak seni yormuyor ama duygusal anlamda da boş bırakmıyor. Özellikle suskunlukların, eksik kalan yüzleşmelerin verdiği ağırlık, satır aralarında güçlü biçimde hissediliyor. Emanet, geçmişin bugüne nasıl taşındığını, bazen farkında olmadan başkalarının yüklerini nasıl sırtlandığımızı sorgulatan bir kitap. İnsana, Bizim sandığımız duygular gerçekten bize mi ait, yoksa bize bırakılmış bir emanet mi? sorusunu sorduruyor. Sessiz, içten ve çok insani. Duygusunu gösterişle değil samimiyetle taşıyan bir roman.