Boş Gardıroplar’ı okurken sanki sessiz bir eve misafir olmuş gibi hissettim. Maria Judite de Carvalho’nun dili çok sade ama bu sadeliğin altında insanın içini acıtan bir yalnızlık var. Bu duygu metnin her yerine sinmiş. Büyük olaylar olmuyor, yüksek sesler yok; ama tam da bu yüzden okurken durup kendi hayatını düşünüyorsun. Susulan şeylerin, ertelenen duyguların ağırlığını fark ediyorsun. Kitap bittiğinde aklında cümlelerden çok bir his kalıyor: Dışarıdan düzenli görünen hayatların içinde ne kadar çok eksik parça olabileceği. Bana göre Boş Gardıroplar, sessizliği seven ve satır aralarında kendini arayan okurlar için çok özel bir kitap.