Dora Rosario evlendikten sonra hayatını tamamen kocasına adayan, kendisini onunla var halde gören, o ne derse doğrudur, kocam en iyisini bilir düşüncesine bürünen bir kadın. Halbuki bekarken hayalleri, hedefleri, amaçları olan bir kadındı. Evlendiğinden bir süre sonra kocasını kaybeder. Kızı Lisa ile bir başına kalır. Durumları kötüdür, el açıp dolaşmaya, bir iş bulmak için kapı kapı gezmeye başlar Dora. Bu süre zarfında kafasındaki “koca” profilinden bir türlü kurtulamaz. Sanki hep kocası bir yerlerde onu izliyor ve o buna dikkat etmeliymiş gibi gelir her şey kendisine. Kocasının ölümü onu mahveder. Bakımsız, düzensiz, amaçsız, bomboş bir kadın haline gelir. Kızı bile bu durumdan annesi adına çekinmektedir. Bir süre bu böyle devam eder. Ta ki bir gün kayınvalidesinden bir itiraf duyana kadar. O itirafla Dora sarsılır ve silkelenir. Artık kendine gelmeli, ölmüş kocasına bağlı kalmamalı, eski zamanlardaki gibi bir amaca bağlanmalı ve eski Dora’yı bulma kararı alır. Bu süreçte Ernesto isimli bir adamla da tanışma fırsatı bulur ve ondan yavaş yavaş hoşlanır. Aslında Ernesto da ondan hoşlanmaktadır fakat işler bir anda kötüye gidecek bu sevgi karmaşası Dora’yı hüsrana sürükleyecektir. (ki belirtmek isterim ki Ernesto’ya aşırı kinliyim ne yaptığını bilseniz keşke! ps: bunun için kirabı okuyunuz spoi veremeyeceğim.)
Kadın olmanın, yaşamın, bireysel psikolojinin görünmez sınırlarına değinen bu eseri ben beğendim. Yer yer aynı şeyleri tekrar ediyormuş gibi görünse de altında yatan derin anlam ve bir kadının kendini bulma hikayesi..