·272 syf.····Okunma: 18 Aralık 2025 12:56 Kendi labirentlerimiz yetmiyormuş gibi, bir de yazar labirentine giriyoruz.
Şak bir yana Hüznün fiziği bana çok dokunan bir kitap oldu. Belki empati nedeni ile belki içerisinde barındırdığı hüzün, belki geçmişe özlem, belki geleceğe kaygı, belki de kendi arayışımda kendimi kaybettiğim zamanlar nedeni ile. Roman denilebilir mi çok emin olamıyorum, bana göre daha çok anlatı gibi bunun da sebebini kendime “içerisindeki çoğu karakteri tanıdığım hatta ben olduğum içindir.” diye anlatıyorum.
Kitapta anlatıcı bir sürü karakter ile empati yapmanızı istiyor, bazen terk edilen bir çocuk, bazen bir oyuncuya aşık mahallenin delisi, bazen hayalperest biri bazen de bir kızılderili koleksiyoncusu. Ayrıca nelerin koleksiyonu yapılamadığını da anlatıyor. Mesela sevginin yapılamaz çünkü elma gibi o da çürüyecektir bir süre sonra. Çok uzun üzerinde konuşulabilecek bir kitap ama herkesin kendisi ile konuşması belki de daha doğru olur. Çok enteresan bir anlatım tarzıyla gerçekleri anlatmak bu gerçeklerin tonunu masalsıya çeviriyor. Ve sorunun labirentte çok fazla çıkış olduğundan en büyük karmaşanın da bu sebeple var olduğunu gösteriyor.
Neyse susuyorum.
Sevgilerimle