Gönderi

10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2025 616. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2025 00:00
"BEN PAULİNE'İ ARIYORUM AMA O" "Aşk bence öyle Proust'un gençliğinde zannettiği gibi önümüzdeki engeller kaldırıldığında ortaya çıkıp hayatımızı mükemmel kılacak, her şeyden bağımsız bir yücelik değildir. Daha çok, bir çiçeği koklamak, bir kediyi sevmek, güzel bir müzik dinlemek ya da arabanı asfaltlanmış, düzgün bir yolda sürmek gibi bir hayatta kalma aracıdır. Doksanların kendine has renkleri, müzikleri, sokak sesleri ve gençliğe özgü o masum heyecanı… Roman, tam da bu atmosferde başlıyor. İstanbul’un göbeğinde, Fransız Kültür Merkezi’nin eski kitap kokan salonlarında, Burak’ın hayatına usulca sızan bir karşılaşmayla. Ah, doksanlar yazı… O ilk gençlik ateşi, o içimize işleyen rastlantılar ve hayatımızın seyrini değiştiren o ilk dokunuşlar. Burak’ın hikâyesi. Fransız bir kızla, Pauline’le karşılaşması sadece bir an değil, bir milattı. Usul usul içindeki bir şeylere dokunan, bazen de onu düpedüz çarpan bir milat. Paylaşılan o yaz, bitmiş gibi görünse de asla bitmedi. Bir izdüşüm gibi, bir gölge oyunu gibi zihninde yaşamaya devam etti. Yıllar geçti, Burak bir felsefe akademisyeni oldu ama o yazın bıraktığı tortu, o tatlı belirsizlik hep içinde kaldı. Ve bir gün… Bir film afişinde tanıdık bir yüz. Pauline artık bir yıldızdır. Üstelik birkaç gün sonra İtalya'da bir galada boy gösterecektir. Bu tesadüf, yılların ağırlığını bir anda yerinden oynatır. Burak yakın arkadaşı Ediz’i de yanına alıp Avrupa yollarına düşer. Floransa’nın sanatla yoğrulmuş sokaklarından Prag’ın melankolik güzelliğine, Berlin’in asi ruhundan Madrid’in tutkulu enerjisine ve elbette Paris’in büyüsüne uzanan bu yolculuk, sıradan bir aşk öyküsünün çok ötesinde. Her durak, her karşılaşma, bir sanat eseri, bir felsefi sorgulama, bir edebi gönderme. Burak, Pauline’in izini sürerken aslında kendi benliğinin, arzularının ve hayallerinin de izini sürüyor. Bu, bir kadının peşinden koşmak değil, bir anlamın peşinden gitmek. Ve belki de bu hikâyenin en çarpıcı yanı, bize hatırlattığı o zarif gerçek: Hayatın, sanatın, aşkın büyümek için tercihlere ihtiyacı vardır. Evet, tercihler… Burak’ın yaptığı gibi, güvenli limanları terk edip bilinmeze doğru yelken açmak. Pauline’in yaptığı gibi, kendi yeteneğinin peşinden gidip yıldız olmayı seçmek. Ya da her birimizin, kalbimizin sesini dinleyip o ‘belki’lerin arkasından gitme cesaretini göstermek. Bu yolculuk, sadece coğrafi bir yolculuk değil; bir içsel keşif. Felsefenin derin sularında yüzerken, bir resmin önünde saatler geçirirken, bir filmin diyaloglarında kaybolurken aslında kendimizi arıyoruz. Burak da öyle yapıyor. Pauline’i ararken, kendi eksik parçalarını bulmaya çalışıyor. Belki de hepimiz, hayatımıza dokunan o ‘Pauline’lerin peşinden giderek kendi hikayelerimizi yazıyoruz. Kitabın en keyifli yönlerinden biri: müthiş bir müzik ve film arşivi oluşturacak kadar zengin referanslarla dolu olması. Her şehir, her durak, her sahne yeni bir eserle, yeni bir sanatçıyla, yeni bir düşünceyle ilişkilendiriliyor. Son sayfada fark ettiğiniz şey ise şu: Bu hikâye bir kadını arama hikâyesi değil aslında. Bu, kendini arayan bir ruhun, yıllara yayılmış bir tamamlanma isteğinin, geçmiş ve bugün arasında sıkışmış bir kalbin yolculuğu. Avrupa’nın şehirlerinden geçerken Burak’ın zihninde dolaşmak, insanı da kendi “yarım kalmış hikâyeleri” üzerine düşünmeye çağırıyor. Unutmayalım, büyümek, o tercih anlarında saklı. Ve belki de aradığımız her şey, o tercihlerin bizi götürdüğü yolda. Kitapla Kalın.
Edebiyat
Ben Pauline'i Arıyorum Ama OBurak Çapraz · Edebiyatist Yayınevi · 202559 okunma
·
58 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.