·110 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Aralık 2025 18:00 Suratıma çok şiddetli bir yumruk yemiştim ve tamamen tepkisiz kalmıştım. Sonra bu tepkisizliğim yüzünden “neden bir şey demiyorsun, neden ağlamıyorsun?” denilerek bir dayak daha yemiştim. O an anladım ki bazı durumlarda acıdan çok, acıya verdiğin tepki yargılanıyor. Yabancı’yı okurken Meursault’nun yaşadıkları bana tam olarak bunu hatırlattı. Kitaptaki olay da aynı yerden vuruyor: Neden tepki vermiyorsun, neden ağlamıyorsun? Ağlamıyorsan suçlusun.
Meursault annesinin ölümüne beklenen tepkiyi vermiyor. Üzgün değil demiyorum, ama bunu göstermiyor. Camus burada bir cinayetten çok, toplumun “doğru duygu” dayatmasını anlatıyor. Yargılanan şey işlenen suçtan önce, hissedilen ya da hissedilmeyenler. İnsanların kabul ettiği kalıpların dışına çıktığında, açıklama yapman bekleniyor. Yapmazsan da suçlu ilan ediliyorsun.
Meursault benim gibi affedilmeyi beklemiyor. Anlaşılmak gibi bir ihtiyacı da yok. Onaylanmak, haklı bulunmak, “insanca” tepkiler verdiğinin kabul edilmesi… bunların hiçbiri umurunda değil. Tepkisizliği bir meydan okuma değil, bir savunma da sayılmaz; sadece olduğu hâl.
Camus, Yabancı’da toplumun çizdiği duygu sınırlarını gösteriyor: Ne zaman ağlanır, ne zaman üzülünür, nasıl yas tutulur…
Bu yüzden Yabancı bir suç romanı değil; duyguların yargılandığı bir kitap. Meursault’nun suçu, hissetmemesi değil, hissettiğini göstermemesi. Ve belki de asıl rahatsız edici olan, onun bunu düzeltmeye çalışmaması.