·80 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Aralık 2025 00:00 "ARŞE DUO"
"Durakları soğuk şehrin, kiremitleri kırık. Verandada kurak yalnızlık, tentesinden aktı canımın teri. Değneksiz yürüdüm sekerek. Gecenin gölgesinde aydınlık, gündüzün güneşinde karanlık. Yeterdi imkânsız yoluma keskin cam kırıkları. Bin kere kessem de ayak parmaklarımı, tükenmedi kanımın rengi. Bozuk, dedim, bozuk bu kan. Çekin şunu damarlarımdan. İzbe ruhum dolandı boynuma. Ama Tanrım biliyorsun, ben yarım bir insanım."
Bazı kitaplar tek bir sesle konuşur; bazılarıysa birden fazla sesin uyumundan doğan derin bir yankı bırakır. Bazen bir kitap, sadece okumak için değil, içinde kaybolmak için gelir elimize. Arşe Duo tam da böyle bir deneyim vaat ediyor okuyucusuna. Gönül Demircioğlu’nun düzyazı şiirleri ile Turhan Yıldırım’ın küçürek öyküleri, sanki aynı ruhun iki ayrı nefesi gibi bir araya gelmiş. Önce şiir doğmuş, sonra o şiirin bıraktığı sessiz titreşimler, bir öyküye dönüşmüş. Bu, geleneksel bir “şiir ve öykü” derlemesi değil; kelimelerin sınırlarını sorgulayan, türler arasında köprüler kuran cesur bir edebi diyalog.
Kitapta bir rol paylaşımı yok. Şiir ya da öykü, biri diğerini gölgede bırakmıyor. İki metin türü de aynı karanlığı paylaşıyor; ikisi de susturulmuş çocukluklara söz hakkı tanıyor. Şiirle başlayan çağrışım, öyküyle derinleşiyor ama hiçbir zaman kesinleşmiyor.
Kitabın en çarpıcı yanı, bu “çağrışımla üreme” hali. Bazen tek bir mısra, bazen yalnızca bir başlık, yeni bir anlatının kapısını aralıyor. Bizler, metinler arasında gezinirken hem şiirin imgelerinde duraklıyor hem de öykünün keskinliğiyle yüzleşiyoruz. Okurken, aynı duygunun önce buğulu bir camda, sonra da keskin bir aynada yansımasını izliyoruz âdeta. Şiirin imgeleri öykünün toprağına düşüyor ve orada kök salıp farklı bir boyutla filizleniyor.
Her şiirin ardından kendimize şu soruyu sorarken buluyoruz: “Bu bana neyi çağrıştırıyor?” Öykü başladığında ise o çağrışımların bir kısmı metinden kopup gidiyor, bir kısmıysa daha da derinleşerek yerleşiyor. Kendi iç dünyamızda açılan bu boşlukta, özgürlükten payımıza düşeni alıyoruz.
Bu kitap için “okumak” yetmiyor, onunla “yol almak” gerekiyor. Bir bütünün birbirini tamamlayan iki yarısı gibi. Demircioğlu’nun kelimeleri bir rüya gibi sizi sarıp sarmalarken, Yıldırım’ın öyküleri o rüyaya bir zemin, bazen de sarsıcı bir gerçeklik katıyor.
Edebiyatın farklı türleri arasındaki duvarların ne kadar yapay olabildiğini merak eden, kelimelerle kurulan yeni dünyalarda dolaşmaktan keyif alan her okura, Arşe Duo sesleniyor. Hazır mısınız, bu sıradışı uyuma kulak vermeye?
Kitapla Kalın.