Peter Handke, bu kitapta annesinin hayatını kaplayan mutsuzluğu yazıyor. Annesinin intiharından hemen sonra... Bir yas metni mi? Muhakkak. Ama tam olarak da beklediğimiz, alışık olduğumuz anlamda değil. Bu metin daha çok, bir yazarın annesini onurlandırma biçimi, bu dünyadaki varlığını kalıcı bir şekilde onaylama şekli.
“Vardı annem: yaşıyordu; hiç yaşamıyordu.”
“Annem beş çocuğun dördüncüsüydü. Okulda zeki bir öğrenciydi; öğretmenler en iyi notları veriyor, düzgün yazısını övüyorlardı. Derken okul yılları da geçiverdi. Öğrenmek yalnızca çocuklara yaraşır bir oyundu artık; büyüyünce, okul zorunluluğu ortadan kalkınca, gereksizleşti. Kadınlar, evde kendilerini bekleyen evcilliğe alışmaya başladılar.”
Gündelik bir hayat… Talep üretmeyen, heveslenemeyen, arzulayamayan; sıkışık, daralmış bir varoluş. Baba evi, koca evi, çocuklar. Öğrenilmiş bir mutsuzluk bu; öğretilmiş.
Handke okurundan yine dikkat istiyor. Dil sade ama boşluklu; söylenenler kadar söylenmeyenler de var. Tıpkı annenin hayatında olduğu gibi, eksikleri de görmeyi okura bırakıyor Handke. İncecik bir kitap ama hızlı okunmaya müsait değil bence; öyle okunduğunda yavanlaşıyor. Açık bir kalple gelen okurunu bu anmaya ortak etmek istemiş sanki yazar. Geri kalanlar uzaklaşsın ister gibi — zaten çoğu gelip geçmişti annesinin hayatından.
Kuşaklar boyunca mutsuzluğa mahkûm edilmiş tüm kadınlara ama en çok annelere…