Genel Anlatılanlar Kitabın ilk bölümü Kamber adında küçük bir çocuktan bahsedilir. Kamber, Babaydar adında bir adamla birlikte yaşar. Babaydar ona hem anne, hem baba olur. Kamber her zaman kendi anne babasını merak etmiştir; ama Babaydar’a soramaz. Bir gün Babaydar onu karşısına oturtup ilk defa nasihat etmeye başlar. Babaydar Kamber’e “baba” diye hitap ediyor. Babaydar, Şah İsmail’in çok iyi bir insan olduğunu ve Kızılbaşlık olduğunu söyler. Bir gece Kamber, Kızılbaşlar tarafından kaçırılır ve saraya götürülür. Orada Hasan Aka adında biriyle arkadaş olur. Onu neden kaçırdıklarını anlayamaz. Aka Hasan, babası gibi ona her zaman hikâyeler anlatır ve onunla ilgilenir. Kamber, gittiği sarayda Şah’ın aslında adil ve iyi bir insan olmadığını görür. Şah, Sünni Müslümanları kaynayan bir kazanda yakıp yurtlarından kovar. Sünniliği Tebriz’den kovmak ister ve bu yüzden acımasız davranır. Şah’ın öz annesi bile oğlunun yanına geldiği için onu öldürtmüş ve onu kötü bir şekilde eleştirmiştir.
Diğer yanda ise Osmanlı padişahı Yavuz, Ayrıca ülkedeki Kızılbaşları ya Sünni olursun ya da ölürsün diye öldürttüğünü söyler. Yavuz’un babası Bayezid, diğer oğlunun tahta çıkmasını isterken, Yavuz başarısını kanıtlamak ister ve babasının sözünü ezer. Bir süre sonra babasının tahtını elinden almış ve babası, “Beni bu tahttan indirdin, Allah sana öyle bir bela versin ki, genç yaşta öleceksin” diyerek onu lanetler. Padişah kılık değiştirip yardımcısı Hüseyin’i de yanına alarak Tebriz’e giderek Şah İsmail’in sarayına gider. Şah kendisini derviş olarak tanıtır ve Şah’ı aldattır. Sonra Kral ile satranç oynar, Kralı yener ve Kral onu kovar. Böylece şahın sarayının işleyişini görmüş ve bazı bilgiler edinmiştir.
Ayrıca hikâyedeki en farklı konulardan biri de ikizler Hasan ve Hüseyin’in farklı gruplarda olmasıydı. Hasan şahın yanında, Hüseyin de padişahın yanındadır. Padişah, Hüseyin’i de yanına alarak Tebriz’e doğru yola çıkar, ancak Erzincan’a geldiklerinde padişahın ordusuna kimse yardım etmez. Padişahın ordusu su bulamazken, bölgedeki Kızılbaşlar onlara bir yudum su vermez. Bu meşakkatli yolculuktan sonra Osmanlı askerlerinin gücü tükenmiştir. Şah ise kendilerini yıpratırken ayağa kalkmamış, padişahla mektuplaşıp birbirlerine bağırmışlardır. Bazen birbirlerine iğrenç hediyeler gönderdiler. Örneğin kadın resimleri, marihuana, pis maddeler…
Günler geçer ve Çaldıran’da buluşurlar. Padişahın elinde çok güçlü toplar ve tüfekler vardır. Kızılbaşların kılıçları ve tüfekleri, İki ordu çatışır ve savaşırken Hüseyin yanlışlıkla kardeşini öldürür. Ona arkadan çarpan yüzü görmemiştir. Hüseyin, savaş sırasında çok üzülür ve kardeşinin kıyafetlerini giyer ve bunu yaparak vicdanını rahatlatacağını düşünerek kralın yanına gider. Sultan Selim savaşı kazanır. Günler geçtikçe Şah ölür. Taç ve Kamber ayrılır. Kamber ona o kadar bağlıydı ki, ona hizmet etmekten gurur duyuyordu. Taç günü geldiğinde Kamber’e aslında onu herkesten daha çok sevdiğini ve bundan sonra öleceğini söyler. O anda, Kamber kendinden geçmiş bir şekilde tacın elini tuttuğunda, Taçlı ona, öldüğümde kimseye nerede olduğumu söyleme ki kimse beni tanımasın dedi.” Ve o anda, Kamber’in yanında ölür. Kamber sözünü tutar ve kimseye mezarının nerede olduğunu söylemez. Mezarlıkta bir adam görür orada oturmuş Kuran okuyor. Adama adını sorduğumda adam “Benim adım Ömer” der. Mezar başında Taçlı’nın çocukluk aşkı Ömer’di ağlayan. Romanın sonuna doğru Kamber gerçek ailesini de öğrenir. Babası Ali adında biri ve Şah’ın kardeşidir. Kamber Şah’ın yeğeni olduğu için tahtın varislerinden biri olmuştur. Bu nedenden dolayı Kamber hep saklı tutulmuş gerçek kimliği gizlenmiş bir başına yaşamak zorunda kalmıştır.
Şah ve Sultan