Meleğin Şeytanı ya da Şeytanın Meleği
9/10
·576 syf.··
2025 59. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2025 19:45
John Langdon'ın Good and Evil tablosu tablosunu Robert Langdon yorumluyor, kitabın tek cümlelik anlatımı sayılabilir yani kitap yazarın diğer eserleri gibi okuduğundan fazlasını vermiş oluyor! Dil kısmında yeterince iyi değil ama verdikleri yeterliliği aşıyor. Kitabın adı Angel and Demon Angel and Devil, Satan, Evil, Adversary değil, bu bile çok fazla anlam taşıyor. Daimon saf kötü müdür ki? Bu yüzden Angel ile aynı yerde durabilecek romana en uygun kelime Demon ancak keşke kitabın adıyla gelen tanımlayamayacağım beklenti sonlara doğru beni kemirmeseydi. Başka daha iyi adı olabilirdi, bu da çok iyi ama yazardan beklediğim başkaydı yine de temelde unsurun bilim mi din mi sorusundan öte oluşuyla paralellik gösteren bir ada sahip olması muhteşem! Kitapta karşıma çıkan ambigram, kendisini kendimce oluşturmaya çalıştığım yıllardan sonra tekrardan görmek, uzak ve geride kalmış sandalın arkasından rüzgarın esmemesini dilemek gibiydi. Rüzgarı boşverdim, sandalda takılı kaldım ve kitap gölü bana tekrardan hatırlattı, sanki rüzgar esintisini arzulayacaktım bir an. Amerikalı tipograf John Langdon'ın varlığıyla da bu sıralar karşılaştım, ad benzerliklerine şaşmamak gerek ki kitabın kurgusu Gérard Genette'nin Palimpsestes'teki yaratıcılık kavramına örnek teşkil ediyor.( Açıkçası Gérard Genette'nin Palimpsestes eseri Fransızca olarak elimde ve çevirisi lazım bu yüzden ana fikriyle yetiniyorum. ) Diğer kitaplarında da çokça karşılaştığım bir konu var, verilen bilgilerin kaçının doğru ya da gerçek olup olmaması. Bu yönünden kitabın okurken sorgulamayı kafamıza vura vura hatırlatıyor olduğunu söyleyebilirim. Bunlardan biri şu diyalog olmalı: "Sürekli kiliseye gidiyorum ve pek de güneşe tapınmaya rastlamıyorum!" "Gerçekten mi? Peki, yirmi beş aralıkta neyi kutluyorsunuz?" "Noel'i. Hz. İsa'nın doğumunu." "İncil'e göre, İsa mart ayında doğmuş, o zaman aralığın sonunda biz neyi kutluyoruz?" İsa'nın mart ayında doğmuş olması İncil'de açıkça yazılmaz, yanlış düşünüyor denebilir ama tamamen uyduruyor da sayılmaz. Aradaki fark önemli. Gerçeğin spekülatifliğini sorguluyor, önüne doğrudan bu gerçek demiyor ve bununla sonuca bağlıyor: (...)"Kendisini kabul ettiren dinler," diyerek devam etti. "Din değişimini daha az sarsıcı kılmak için var olan tatilleri benimser. Buna dönüşüm denir. Bu, insanların yeni dine alışmalarını sağlar. İbadet eden kimseler, aynı kutsal tarihleri sürdürür, aynı kutsal yerlerde dua eder, benzer simgeler kullanırlar... ve kolaylıkla başka bir tanrıya geçebilirler." Sonuca ister inanın ister inanmayın... Ama bazen de doğrudan bilgiyi verir, gerçek bilgiyi: "Piramitler mi? Şapelde piramit mi var?" Rehber küçümseyen bir tavırla, "Biliyorum," dedi. "Korkunç, öyle değil mi?" Vittoria, adamın kolunu tuttu. "Signore, Chigi Şapeli nerede?" Bazen de bilginin devamında kopukluğun kaynak yaptığı olur: Bahsedilen şapelin eski bir adı olduğunu söyler: Capella della Terra'ydı, diye ancak kaynak yok. Loreto'lü Meryem Ana Şapeli (Cappella della Madonna di Loreto), denebilir ve birbirleriyle bağlantılı olsa da eski adı Toprak Şapeli olduğuyla ilgili kanıt bulamadım. Yine de Meryem~Gaia=Toprak denklemi oldukça makul. Demem o ki her halükarda verilen bilgiler yersiz betimlemelerden bazen daha az gerçekçi görülse de çok daha işlevseldir ki gerçek, sahiden en fazla hep gerçek olarak kalmaz: "Neden bu kadar şüpheci olduğunu bilmiyorum. Illuminati hakkında tarih boyunca pek çok belge yayınlandı." "Cadılar, UFO'lar ve Loch Ness Canavarı hakkında da öyle." Bu diyalog bile açıklamaya yeterli, kanıt bile hangi gözlükten baktığınıza bağlı. Hâl böyleyken "atıp tutan adamın romanı okunmaz" söylemi hakaret sayılır ki atıp tutmanın ne demek olduğunu da tartışmak gerekir. Kitabın bize doğrudan kabul etmemizi istediği bir yönerge verilmiyor, dinsizliği baş tacı etmiyor yani. Romanın asıl eleştirisi, kurtarıcı figürlere duyulan ihtiyacın totaliter düşüncenin ilk tohumu oluşu ve bunun bazen korkuyla bulanmış felakete yol açabileceği yönünde. Adam gibi okunmalı kitap diyemem, insan gibi okuyun! "Toprak'ın dört mevsimi onuruna yapılan betimlemeleri gördü; primavera, estate, autunno, inverno" İtalyanca primavera-ilkbahar, estate-yaz, autunno-sonbahar, inverno(Yazarın Cehennem(İnferno) kitabı göz kırpıyor)-kış. Ek olarak toprak yerine Terra olsaydı keşke. Toprak–su–hava–ateş kısmındaki toprağa gelecek olursam: Toprak en ağır, en yavaş, en ölümlü olan. Doğum da onda olur, çürüme de. İnsan oradan gelir, oraya döner. Mevsimler ise toprağın zaman içindeki yüzleri olarak burada karşımıza çıkıyor. Primavera aynı zamanda "zaman, kaynak, maliyet, süreç ve risklerinizi tek yazılım altında yönetmenize imkan sağlayan bir çözüm" diye geçiyor ve ne hikmetse Botticelli'nin tablolarından birinin adı. İkisi arasındaki bağlantıyı anlamak artık okuyucuya kalmıştır. Autunno'da Elena'nın aynı adı taşıyan şarkısını akla getiriyor: Autunno Color della speranza Autunno Speranza d'ogni cuor L'azzurro in ogni sogno può tornar Un po' di sole ancora ci puoi dar Translete'e kalacak olursak çeviri böyle çıkıyor: Sonbahar Umudun rengi Sonbahar Her kalbin umudu Her rüyadaki mavi geri dönebilir Bize verebileceğin biraz daha güneş ışığı Kitabın havasına uygun geliyor! Havası sonlara doğru fazla çarpınca şu soruda aklı kurcalamıyor değil hani: Bilgi arttıkça etik neden geride kalıyor?
Melekler ve ŞeytanlarDan Brown · Altın Kitaplar · 200442bin okunma
·
84 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.