Bir çocuğun bakışlarındaki donukluk, aslında dünyadan çoktan vazgeçtiğinin en somut kanıtıdır."
Merhaba kitapsever dostlarım..
Bu kitabı bitirdiğimde hissettiğim tek şey ağır bir suçluluk duygusuydu. Alexandre Seurat, öyle bir şey yapmış ki.. Diana'nın maruz kaldığı şiddeti bize bağıra çağıra anlatmak yerine, toplumun ve bürokrasinin o buz gibi kayıtsızlığını yüzümüze çarpıyor.
Kitap boyunca 'Neden kimse dur demedi?' diye çığlık atmak istedim. Öğretmenler şüpheleniyor, doktorlar rapor tutuyor, sosyal hizmetler kapıya kadar gidiyor ama herkes 'prosedürlere' ve 'ailenin kutsallığına' sığınıp bir adım geri çekiliyor. Diana’nın o küçücük bedenine atılan her darbe, aslında sistemin her bir çarkının nasıl bozulduğunu gösteriyor.
En acısı da ne biliyor musunuz? Kitabın adının 'Sakar' olması. Bir çocuğun gördüğü işkenceyi örtbas etmek için kullanılan bu basit, masum kelime, kitabın içinde dünyanın en karanlık yalanına dönüşüyor. Seurat, ajitasyon yapmadan, sadece tanıklıkları arka arkaya dizerek bize şunu söylüyor..
Diana’yı sadece ailesi öldürmedi; o kapıyı çalmayan, o dosyayı kapatan, o morluğu görmezden gelen herkes bu cinayete ortaktır.
Son sayfayı kapattığımda Diana’nın o hiç duyamadığımız sesi kulaklarımda çınlıyordu. Bu bir roman değil, bir toplumun vicdan azabı.. Ahh bürokrasi Ahh.. Vahh prosedür Vahh.. Toplumdaki sessiz çığlıkları duymak için kulak yerine yüreğe ihtiyaç vardır
Kitaba notum 9/10 tavsiye ederim..
Herkes gördü. Herkes biliyordu. Ama kimse gerçekten bakmadı..
Dosyalar açılıyor, dosyalar kapanıyor; kağıtlar üzerinde her şey usulüne uygun görünüyor, ama bir çocuk gözlerimizin önünde yok olup gidiyor..
Şüphe bir zehir gibiydi, ama harekete geçmek sorumluluk almayı gerektiriyordu. Çoğu kişi zehri yutup susmayı tercih etti..
Ailenin mahremiyeti, bir çocuğun çığlıklarını boğan en kalın duvar haline geldi..
#sakar #alexsandreseurat #metisyayınları #beyceli
#kitaplarındünyası #kitapalıntıları #mehmetaçar
#aralıkokumalarım #okudumbi̇tti̇