"Geçmiş, arkamızda bıraktığımız bir yol değil; her an içimizde taşıdığımız bir yüktür."
Merhaba kitapseverler sizleri "Malma İstasyonu" kitabıyla selamlıyorum
Sayfalar boyunca yalnızlığın, suskunluğun ve aile içinde kuşaktan kuşağa taşınan kırgınlıkların izini sürdüm. Her karakter, geçmişin gölgesinde biraz eksik, biraz yaralıydı.
Kitabı okurken sık sık şunu düşündüm: İnsan geçmişinden gerçekten kaçabiliyor mu? Söylenmeyen sözler, bastırılan duygular ve yıllarca içte taşınan acılar, zamanı aşarak insanın hayatına dokunmaya devam ediyor.
Romanın zamanlar arasında gidip gelen yapısı yer yer beni yorsa da, belki de dağınık hafızaların ve kırık hayatların anlatılma biçimi buydu. Yazarın sürekli “adam” ve “kadın” kelimelerini kullanması ise karakterleri isimlerden arındırıp daha evrensel bir yalnızlığın içine bırakıyordu.
Yine de itiraf etmeliyim ki kitaptan beklentim daha yüksekti. Etkileyici cümleleri ve güçlü atmosferine rağmen içimde bıraktığı his, eksik kalmış bir tren yolculuğu gibiydi; hüzünlü, sessiz ve biraz yarım…
Kitaba notum 7,5/10
İnsanlar birbirlerini sevdikleri için değil, birbirlerine mecbur kaldıkları için bir arada duruyorlardı bazen.
Bazı sırlar o kadar ağırdır ki, onları anlatacak kelimeleri bulamazsınız; sadece altında ezilirsiniz.
Sevgi, her zaman iyileştirmez; bazen sadece neyi kaybettiğinizi daha net görmenizi sağlar.
Çocuklar, anne ve babalarının mutsuzluklarını bir sünger gibi emerler ve sonra hayatları boyunca o zehri dışarı atmaya çalışırlar.
Yalnızlık, bir odada tek başına olmak değil, odadaki diğer insanların seni artık görmüyor olmasıdır.