"Geçmiş, peşinizi bırakmayan bir gölge gibidir. Ne kadar hızlı koşarsanız koşun, güneş battığında yine yanınızda belirir."
Haçlı Katil ile birlikte Chris Carter’ın karanlık dünyasına adım atmış oldum. Daha ilk sayfalardan itibaren kendimi bir romanın içinde değil, yüksek tempolu bir Hollywood geriliminin tam ortasında hissettim. Her bölümde artan merak, zekice kurulmuş düğümler ve okuru sürekli düşünmeye iten ayrıntılar, kitabı elden bırakmayı neredeyse imkânsız hâle getiriyor.
Chris Carter’ın dili son derece akıcı ve sürükleyici. Özellikle suç psikolojisine hâkim oluşu, anlatılan vahşetin ve karakterlerin zihinsel derinliğinin son derece gerçek hissettirmesini sağlıyor. Okurken, yazarın yalnızca kurgu üretmediğini; insan karanlığını yakından tanıyan biri olduğunu açıkça hissediyorsunuz.
İkili diyaloglar harikaydı. Beyin fırtınası hiç dinmiyor ayrıca. Herkesten şüphe ettim. Ama ters köşeye yattığım doğrudur.
Bu romanın, yazarın ilk kitabı olması yer yer küçük bir acemilik hissi uyandırsa da, buna rağmen ortaya çıkan iş oldukça etkileyici. Hatta bu durum, Carter’ın ilerleyen kitaplarda çıtayı ne kadar yukarı taşıyabileceğinin de güçlü bir habercisi gibi duruyor. Ben de bu yüzden yazarın diğer kitaplarını hiç düşünmeden satın aldım.
Polisiye, suç, gerilim, aksiyon ve korkunun aynı potada başarıyla eritildiği bu roman, türü sevenler için kesinlikle kaçırılmaması gereken bir başlangıç kitabı. Şimdiden okuyacak olan herkese karanlık, sürükleyici ve unutulmaz bir okuma yolculuğu diliyorum.
Kitaba notum 9/10
İnsan zihni, en korkunç işkence odası olabilir. Duvarları anılardan, parmaklıkları ise pişmanlıklardan örülüdür."
Bazen en büyük acı, fiziksel olan değil; bir zamanlar güvendiğin birinin sana yaşattığı o hayal kırıklığıdır.
"Uykusuzluk, zihnin kendi kendini