·309 syf.····Okunma: 23 Aralık 2025 13:55 Öncelikle ölen kişinin yakınlarına bıraktığı para veya servet olarak tanımlanan miras, kalıtım yoluyla gelen herhangi bir özellik olarak da değerlendirilmektedir.
Kitap dört kardeş arasındaki iki kulübenin bölüşülmesi olayıyla daha doğrusu bu iki kulübenin iki kardeşe devredilmesiyle başlıyor.
Bir aile portresinin arka planının dile getirildiği bu kitap hiç konuşulmamış, konuşulsa da inanılmamış sırların dile getirilmesiyle iç savaşa sonrasında da aile savaşına dönüyor.
Yaptıklarını itiraf edemeyen bir baba, olayları bildiği ama kabullendiği zaman ne yapacağını bilemeyen bencil bir anne, kendilerine dokunulmasını istemeyen ve gerçeklere kulaklarını kapatan iki kız kardeş ile kendi acılarıyla yaşayan evin en büyük ve tek oğlu arasında yaşanılanlar sözde mutlu aile tablosunu zamanla siyaha çeviriyor. Grilerde yaşamayı sevmeyen bir kadın bütün cesaretiyle o son dokunuşu yapıyor bütün yaralarına rağmen.
Shakespeare’nin “Yarayla alay eder yaralanmamış olan.” alıntısını da kitabın içeriğine uyumlu olması sebebiyle yazmak istiyorum buraya.
Ayrıca Freud ve Jung’a da atıflarda bulunan kitap bazılarına çok dramatize edilmiş gelebilir ancak bir kadının iç dünyasını, bastırılmış duygularını, çığlıklarını, gelmemiş o itirafı yıllarca bekleyişini, sonrasında itiraf gelse de her şey için çok geç kalındığını hüzünle okuyorsunuz.
Aile her şey midir bilmiyorum ama bazen büyük bir hiçliğe sebep olabiliyor.
Kitabın dili ve anlatımı kesinlikle çok etkileyici. Okumanızı tavsiye ederim.
Son olarak Tezer Özlü’den bir alıntı bırakmak isterim: Her şey geçiyor, hiçbir şey geçmese de.