Bozkır-Bir Yolculuk Hikâyesi!
7/10
·120 syf.··
2025 54. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 23 Aralık 2025 15:16
İncelemeye geçmeden evvel kitapla ilgili görüşlerimi ifade etmek isterim. Kitabımızın okuyunca çok az olay barındırdığını, betimlemelerin ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Durum hikayesi okuyamayan kişilere önermem, sıkıcı gelebilir. Okuyunca size ne oldu hissinden ziyade ne hissettim dedirten cinsten bir kitap. Dili sade, anlaşılır ve kısa bir kitap. Yer yer bana da akıcı gelmediği zamanlar oldu, yazardan okuduğum ikinci kitap. İlk okuduğum kitabı "Altıncı Koğuş" olmuştu. Edebi açıdan değerlendirecek olursam bu kitap yanında benim için sönük kaldı naçizane. Ama kendi içinde değerlendirip, duygusal açıdan yaklaştığımda etkilendiğim noktalar olduğunu söyleyebilirim. Büyük beklentilerle okumayı düşünen varsa pek tavsiye etmem. Biraz da yazarın kendisine değinmek isterim. Kitabı okumadan önce ne türde yazdığını, dünyada Çehov (durum) tarzı hikayeciliğin kurucusu olması dışında pek bir şey bilmiyordum ama biraz araştırıp edindiğim bilgileri burada da paylaşayım. Yazarımız, dünyada tiyatro-öyküleriyle nam salmış, gerçekçilikten modernizme geçişin temsilcisi olmuş (Dış dünyadan iç dünyaya geçiş) Rus yazardır. Bu kitabını okurken de hissettiren yazar; ellerinden bir şey gelmeyen, gündelik yaşamın içinde var olan insanların çaresizliğini, boyun eğişini anlatmıştır. Tolstoycu dünya görüşünü benimsemiştir. Peki bu görüş nedir? Tolstoy'un okurken de hissederiz, kitaplarını ahlak, vicdan ve yaşam felsefesi üzerine kurmasıdır. Bu yaşam felsefesini ben en çok Anna Karenina, diriliş ve İvan İlyiç'in ölümünde hissetmiştim. Din Nedir? kitabını da okuyunca ahlaka bakış açısını öğreniyor ve eserlerinde yer verme şekli okuyucu da daha net oturuyor naçizane. Tolstoy'un eserlerinde aristokrasiyi eleştirdiğini, köylü yaşamını ve emeği yücelttiğini görüyoruz. Bu kitabı okurken de alttan alta aristokrasiye eleştirmede bulunduğunu, köylü sınıfın ezildiğine şahit oluyoruz. İkisi arasında okurken bir fark hissettim: Tolstoy, eserlerinde insanın nasıl yaşaması gerektiğine odaklanırken (İnsan ne ile Yaşar'daki Pahom, Din nedir? de kişinin dini ve ahlaki yaşamının nasıl olması gerektiği vb.) Çehov daha çok insanın nasıl yaşadığını gösteriyor. Tolstoy okurken çoğunlukla bana ibretlik hissi verirken Çehov'da kişinin bulunduğu durumu okuyor ve onu orada bırakıyorsunuz. Kim bilir belki bizim o kişinin durumunu zihnimizde şekillendirmemizi bekliyordur... Şimdi kitaba gelelim. Kitabımız dört kişinin yolculuğa çıkması ile başlıyor. Bu yolculuk 9 yaşındaki Yegorikov'un eğitimi içindir. Yego, dokuz yaşlarında, babası olmayan evin tek çocuğudur. Annesi oğlunun iyi eğitim alıp bilgin olmasını istiyor ve ona fikrini sormadan eğitim yolculuğuna çıkarıyorlar. Yego'nun oğlunu aristokrasi sınıfına ulaştırma özentisini eleştirdiğini okurken görüyoruz. Çocuk ağlar ama kimse ona kulak vermez. Yolculuk kafayı ticaretle bozan dayısı ve peder, ahmak bir arabacı ile gerçekleşir. Peder ona sürekli dini öğretilerden, neden okuması gerektiğinden bahsederken dayısının ise ona tehditlerde bulunur. Arabacı ise çocuğun kendisinden daha çocuktur. Çocuk anlaşılamamanın pençesinde kalmıştır. Nereye gitseler yetişkinlerin içinde sıkılmakta ve önemsenmemektedir. Kısacası onun çocukluğu, duyguları yok sayılmaktadır. Yolculuk sırasında, uğradıkları yerlerde sürekli bir isim duyar Varlamov. Herkes ondan bahseder ama kim olduğunu nasıl olduğunu anlatmazlar. Çocuğu bir merak sarar. Bu merak ise dayısının yol üstünde yük taşıyan adamlara vermesi ile dinginleşir. Bu adam varlıklı, zengin, herkesin saygı duyduğu, korktuğu, kendinde aşağıdakileri ezen birisidir. Onu görünce dikkatlice inceler ve sevimsiz bulur. Bu yolculuğa çıktığı kişiler de onun pek farkında değillerdir. İçlerinden yalnızca yaşça büyük bir dede vardır onunla konuşur o onunla ilgilenir ama çocuğun içerisinde bir eksiklik vardır. Yetişkinlerin konuştuğu konular karın doyurmak, mal satmak, malları ulaştırmak vb. ona uzak konulardır. Kitabın biraz cazibeli olduğu kısımlar Dedenin anlattığı uydurma hikayelerdir. Herkesi korkutmuş ve etkilemiştir. Yolculuk günlerce sürer ulaşmak istedikleri yere varırlar ve çocuğu eğitim süresince kalacağı yere bırakırlar. Tıpkı bir eşyayı bırakır gibi bırakır, giderler. Kitabın sonu eksiklik hissi uyandırabilir. Bittikten sonra şunu dedim: ee şimdi bu çocuk ne yapacak? Orası da benim düşüncelerimle şekillenecek, yazarın amacı da bu sanırım. Biraz da bozkıra değinelim. Yolculuk ucu bucağı olmayan, sıcağın tepeden her yanı yakacak şekilde vurduğu bir bozkırda gelişiyor. Sen yoldasın sağında bozkır. Bozkırda çalışan sıcağın çaresizliğinde kalan köylülerin bakışları, ilerisinde tepelerin olduğu, küçük bir tepenin üzerinde zarif bir kavağın olduğu, asla ulaşılamayacak olan yel değirmenin göründüğü bir yer. Kimi yerlerde insana huzur veren kimi yerlerdeyse huzursuzluk hissiyatı yaratan bir alan. Peder bozkırı şöyle tanımlar: "Gider durursun, bağışla beni Tanrım, ileriye bakar durursun, bozkır ise hep aynıdır, önceden olduğu gibi tek düzedir, ucunu bucağını göremezsin!" Çocuk ucu bucağı olmayan bu bozkırla arkadaş olmuştur. Kitap boyunca karakterlerden ziyade doğanın betimlemesini görürüz. Bozkırı çocuk tıpkı bir insan gibi görür. Ben kendisi ile bağdaştırdığını düşündüm okurken. Bozkırın mezarlığın yanında olması, ona orda olmasının korku vereceğini düşündürtür. Gökyüzü, yağmur, şimşek, bozkır, vişne ağaçları, kavak ağacı vb. Doğaya ait her parça ile arkadaşlık kurmuştur. Bozkır yolculuğu bitti, bakalım onun yolculuğu nasıl devam edecek... Kitapla Kalın!
BozkırAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,737 okunma
·
83 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.