Sadece Fikriyle Bile Rahatsız Eden Bir Roman: Koleksiyoncu!
Puan vermedi·272 syf.··
2025 53. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2025 17:15
Koleksiyoncu, içine kapanık, toplumla bağ kuramayan Frederick’in uzaktan hayranlık duyduğu Miranda’yı kaçırarak kırsaldaki evinin bodrumunda alıkoymasını konu alır. Roman, olayları önce kaçıranın ardından kaçırılanın gözünden anlatarak okuru güç, özgürlük ve tutsaklık kavramlarıyla yüzleştirir. Yüzeyde bir kaçırılma hikâyesi vardır; ki bu bile tek başına yeterince korkunç bir durumdur; alt metinde ise bir insanın “sevgi” adı altında başka bir insanı nasıl nesneleştirdiğini okuruz. Yazarın asıl derdini çok net olarak okura veriyor: Tutsaklık yalnızca kapalı kapılarla olmaz; bazen zihnin içinde başlar ve orada büyür. Yani roman, kapatılmaktan çok korkularla, yanlış bir sevgi anlayışıyla ve kabullenmeyle kurulan bir esareti anlatır. Bu açıdan roman mesajını verir ve finali de bu mesaja uygun, acı ama doğru bir yerde biter. Kadının ya da adamın akıbetinden bağımsız olarak, romanın amacı bir sonuç üretmek değil; tutsaklığın kendisini görünür kılmaktır. Ancak benim için mesele tam da burada başlıyor: Ne anlattığın kadar, onu nasıl anlattığın da önemlidir. Özellikle kaçırılma sonrası ilk konuşmalar bana fazlasıyla yüzeysel geldi; ne gerçek bir korku, ne panik, ne de durumu kavrama çabası hissediliyor. O sahnede gerilmem gerekirken, metinden uzaklaştığımı hissettim. Frederick karakteri romandaki en büyük gri alanlardan biri. Zeki mi, saf mı, narsist mi, yoksa bir sosyopat mı? tam olarak emin olamıyoruz. Bir sosyopat desek, bilinçli bir manipülasyon ve farkındalık bekleriz; ama Frederick yaptıklarının kötülüğünü tam olarak idrak etmiyor. Empati yok, evet; kendini haklı görme var, evet. Ama öfke yerine çocuksu bir küskünlük, karanlık bir zeka yerine ahlaki bir körlük hâkim. Yazar karakteri bilinçli olarak gri bırakmış gibi duruyor ve bu da her okurda farklı bir beklentiyle çarpışıyor: Kimi için rahatsız edici bir derinlik, kimi içinse netlik eksikliği. Miranda’nın anlatımına geçtiğimizde bakış açısı değişimi hikâyeyi daha ilginç kılıyor; fakat burada da beklediğim dramatik yoğunluğu uzun süre hissedemedim. Aşık olduğu, ulaşamadığı adamı anlatırken kendi tutsaklığına yeterince erken bakamaması bende güçlü bir ayna etkisi yaratmadı. Gerçek duygu, çaresizlik ve çözülme ancak son sayfalarda, hastalıkla birlikte geliyor. Üstelik roman psikolojik-gerilim türünde konumlandığı için okuru ister istemez daha yoğun bir gerilim ve his beklentisine sokuyor; yazarın tercihinin fikir odaklı olması bu beklentiyi tamamen karşılamaya yetmiyor. Oysa Kumların Kadını’nı okurken kumun içinde ben de debelendim; Kaplumbağalar’da o ortamı, o çaresizliği iliklerime kadar yaşadım. Türleri ve anlatı biçimleri farklı olsa da orada tutsaklık anlatılmıyor, doğrudan yaşatılıyordu. Belki de tam bu yüzden değil ama, Koleksiyoncu bana çok daha güncel bir şeyi çağrıştırdı: Bugünün evliliklerini. Özellikle evlenip boşanmış, çocuklu kadınların eski eşlerinden gördüğü tehditleri… Ayrılıkla özgür olunacağını sanmak ama ayrılsan bile ölüm korkusuyla yaşamaya devam etmek. Dışarıdasın ama hâlâ hapistesin. Romanın anlattığı tutsaklık tam olarak bu: kapı açıldığında bile bitmeyen bir esaret. Belki de en acı ve en korkutucu olan da bu. Benim için bu rahatsızlık daha çok fikir düzeyinde kaldı; ancak aynı romanın başka bir okurda çok daha güçlü bir gerilim ve huzursuzluk hissi yaratması da şaşırtıcı olmaz. Aşağıda vereceğim dizi örneği, bilenler için spoiler olabileceğinden küçük bir uyarıda bulunayım. Spoiler: Koleksiyoncu ile You birebir aynı hikâyeyi anlatmaz; ancak “sevgi” adı altında kurulan takıntı ve tutsaklık fikrinin aynı damardan beslendiğini düşünmemek zor. Koleksiyoncu bu tutsaklığın teorisini yazarken, You bunu bugünün dünyasında, net bir sosyopat üzerinden, kanlı canlı ve çok daha görünür hâle getirdiğini söylemek mümkün.
KoleksiyoncuJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 202410,9bin okunma
··
896 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Güzel bir inceleme olmuş hocam. Yalnız kitabın ismi sanki biraz uyumamış gibi geldi bana.
Sorgulayan Okur M. Işık
Gönderi Sahibi
Hocam ben biraz daha detaya girersem sonu gelmez biliyorsunuz :) Adam aslında kelebek koleksiyoncusu, gerisi spoilere girer :)