Bu romanda aşk, “birliktelik”ten ziyade “imtihan” olmuş. Feride’nin kırılışı bir kızın kalp acısından daha fazlasıdır; haysiyetine, gururuna ve şahsiyetine dokunan bir yaradır. O yüzden Feride, aşkın peşinde koşmamış; aksine o aşktan kaçarak kendini bulmuş. Anadolu’nun köy köy dolaşılan yolları, yalnız bir öğretmen hanımın çilesi değil, memleketin ruh hâlinin de aynasıdır. Yoksulluk, cehalet, imkânsızlık… Feride, her gittiği yerde hem kendini, hem halkı terbiye etmeye çalışmış. Bu süreç bir genç kızın, dünyanın hoyratlığı karşısında dimdik durma gayretini
de okura sunuyor.
Dil ve üslup bakımından eser, Reşat Nuri’nin o ipek gibi akıp giden cümleleriyle donatılmış. Yer yer güldürüyor, yer yer yüreği burkuyor, ama hiçbir anında okuru yabancı bırakmıyor. Çünkü Feride’nin yaşadığı acı, aslında pek çoğumuzun içimizde bir yerlerde sakladığı o eski yaralara benzer. Kimimiz gururumuzdan kaçmışızdır, kimimiz sevdadan. Feride’nin yolculuğu biraz da insanın kendi nefsine açtığı savaşın hikâyesine ayna tutmuş.
Sonuç olarak okur bilir ki Feride eski cıvıl cıvıl kız değil;imtihan büyütmüş, çile olgunlaştırmıştı.