“Kürk Mantolu Madonna”yı okurken kendimi Raif’in kafasında gibi hissettim, yani o kadar içe dönük, kendi dünyasında kaybolmuş bir adamın gözünden bakmak tuhaf ama gerçekti. Maria Puder? Onu anlamak zor, ama Raif’in gözünden bakınca sanki dünyaya sadece o ışık saçıyor gibi. Kitap boyunca “insan bu kadar mı yalnız hisseder?” diye düşündüm. Hiç sahte gösteriş yok, direk insanın ruhuna giriyor yazar.
En çok gözr çarpan şey, aşkın insanı nasıl deli gibi etkileyebileceğini ve birinin hayatına sessizce girip orayı ele geçirebileceğini görmekti. Ama öyle romantik, pembe gözlü bir aşk değil; hani insanı hem mutlu eden hem de yakan türden. Bittiğinde açıkçası boşlukta hissetmedim.
"İyi ki bitti" duygusu bile vardı.
Siz okurken nasıl hissettiniz?