Zengo, köyünün en zengini. Yalnız kendi köyünün değil, bütün Bura köylerinin en zengini. Böyle olduğu için de çok güzel bir kızla evlendi. Kızın babasına yüz koyunluk bir sürüyle üç yüz de altın verdi, kızı aldı.
Kız, gerdeğe girecekleri geceye kadar Zengo'nun yüzünü görmemişti. İlk o gece gördü. Görmesiyle de bir çığlık atıp iki elini yüzüne kapayarak kaçması bir oldu. Ama kaçacak yer yoktu. Zengo kapıyı tutmuştu. Kız iki avcı yüzüne kapalı, çığlık çığlığa duvara sırtını verip köşeye büzüldü. Parmaklarının arasından Zengo'ya bakıp çığlığı basıyordu. Zengo'yu görüp de korkmamak olanaksızdı. Boyu iki metreyi aşkındı. Elleri kürek kadar iriydi. Ya hele yüzü. Doğduğu zaman katırbaşlı bir çocuk doğdu diye bütün köylü şaşırmıştı. Bu baş yalnız katırbaşına da benzemiyordu. Biraz katır, biraz domuz, biraz manda. Şaşılası bir baş. Bütün hayvanlara benziyor, yalnız insana benzemiyordu. Anasının bu çocuğa bir ayıdan gebek aldığını söyleyenler bile vardı. Zengo büyüdükçe daha korkunçlaştı. Tepe gözlü, fincan iriliğindeki iki gözünün biri alnında, biri de yan aşağıdaydı. İri burnu, suratına saplanmış bir bıçağın sapı gibi duruyordu. Yanpiri, kocaman ağzı vardı. Çiğ pirzola gibi alt dudağı sarkık, iri dişleri de görünürdü. Bütün yüzü kıllarla kaplıydı.
Güzel gelin, Zengo'yu böyle görünce korkudan titreyerek köşeye büzüldü. İki eliyle yüzünü kapadı. Parmaklarının arasından Zengo'ya baktıkça çığlığı basıyordu. Zengo gülümsemeye çalıştı ama beceremedi. Çünkü nasıl gülündüğünü hiç bilmiyordu. Geline doğru ellerini açarak yürüdü. Maksadı geline gülümsemek. "Korkma korkma benden" diye ona yalvarmaktı. Ona yalvaracak, insan olduğunu söyleyecek, "bağırma istersen vazgeçelim, yarın sabah babanın evine git" diyecekti. Ama gelin bunu anlayamadı. Zengo'nun ellerini açıp üzerine yürüdüğünü görünce bayıldı, boş bir çuval gibi oracıya yığılıp kaldı. Zengo, hiç soğuk kanlılığını yitirmeden gelini okşaya okşaya boğdu, sonra onu koynuna alıp sabaha kadar beraber yattı. Gün ışımadan da başını alıp dağa çıktı.
İnsan İnsanaDoğan Cüceloğlu