·228 syf.····Okunma: 27 Aralık 2025 11:04 Işığın O Kör Edici Yokluğu
Bu kitap okunduğunda bitmiyor. Kapağını kapatsan bile içinde bir yerde karanlık açık kalıyor.
Tahar Ben Jelloun bu romanda bize bir hikâye anlatmıyor, bizi ışığın tamamen çekildiği bir boşluğa bırakıyor. O boşlukta ne zaman var, ne ses, ne de bir yüz. Sadece insanın kendisi… ve dayanıp dayanamayacağı sorusu.
Tazmamart bir hapishane değil; insanın yavaş yavaş silindiği, unutulmanın sistemleştiği bir yer. Orada beden çürürken ruhun ne yapacağını izliyoruz. Korkutucu olan açlık ya da karanlık değil, karanlığa alışmak. Çünkü insan alıştığında, kaybolduğunu fark etmiyor.
Roman beni en çok şu yönüyle sarstı: Acının bağırarak değil, fısıldayarak anlatılması. Büyük çığlıklar yok, isyan yok. Çünkü bazı acılar ses çıkarmayı bile lüks hâline getiriyor. Bu yüzden anlatı ne kadar sakin görünüyorsa, içimde o kadar gürültü koptu.
Kitap boyunca şu soru peşimi bırakmadı:
İnsandan her şey alınırsa —ışık, zaman, isim, temas— geriye ne kalır?
Bu romanda verilen cevap çok sade ama çok ağır: İnanç, hatıra ve anlam arayışı.
Bu bir umut kitabı mı? Belki.
Ama pembe bir umut değil bu; acıyla yoğrulmuş, sessiz, kemikleşmiş bir umut. Yaşamak değil sadece mesele; insan kalarak yaşayabilmek.
Bitirdiğimde şunu hissettim:
Bu kitap bana bir şey öğretmedi, ama benden çok şey aldı.
En başta, karanlığın sadece dışarıda olmadığını…
Okunması zor, unutulması imkânsız.
Ve belki de bu yüzden gerekli