·155 syf.····Okunma: 29 Kasım 2024 21:09 İnsan gerçekten her şeyini kaybedebilir. Konforunu, güvenliğini, sevdiklerini, hatta bedenini… Ama anlamını kaybetmediği sürece bitmiyor. İnsanın Anlam Arayışı bana bunu çok çıplak, çok dürüst bir yerden anlattı.
Viktor Frankl’ın yaşadıkları öyle dramatik anlatılmıyor; bağırmıyor, acıyı pazarlamıyor. Tam tersine, sakinliği insanın içine daha çok işliyor. Toplama kampında bile insanın hâlâ bir seçimi olduğunu söylüyor: Nasıl bir insan olacağını seçme özgürlüğü. İşte orada durdum. Çünkü bu, bahanesiz bir sorumluluk demek.
Kitap bana şunu düşündürdü: Mutluluk kovalanan bir şey değil. Hatta çoğu zaman kovaladıkça kaçıyor. İnsan anlamlı hissettiğinde, yaptığı şey bir yere değdiğinde zaten dayanıyor, zaten ayakta kalıyor. Frankl’ın “insan mutlu olmak istemez, anlamlı olmak ister” cümlesi benim için kitabın özeti.
En çok da şu kısmı çarptı: Acı her zaman seçtiğimiz bir şey değil ama acıya verdiğimiz tepki bizim. Kaçamıyorsan bile ona nasıl durduğun, seni kim olduğun yere koyuyor. Bu bana güçlü olmayı değil, onurlu kalmayı öğretti.
Logoterapi kısmında anladım ki hayat bana “Ne bekliyorsun?” diye sormuyor. Asıl soru şu: Hayat benden ne bekliyor? Üreterek, severek ya da kaçınılmaz acıya anlamlı bir duruşla cevap vermek… Hepsi insanın kendi payına düşeni almasıyla ilgili.
Bu kitap bana gaz vermedi, motive etmedi, “her şey güzel olacak” demedi. Daha değerli bir şey yaptı: Gerçekçi bir umut verdi. Şartlar ne olursa olsun insanın içsel bir özgürlüğü olduğunu hatırlattı. Ve şunu çok net söylüyor: İnsan, neden yaşadığını bildiği sürece, nasıla katlanabiliyor.