“Küçük yaşlardan itibaren zorlu bir hayat süren Puzo’nun tek kaçış noktası kütüphaneydi.”
“Puzo, bu son şans, diye düşündü. Bu romanla da ticari başarı elde etmezse yazmayı bırakacak, kaderine razı olacak, ihtiyarlayıp Hell’s Kitchen’da ölümü bekleyecekti.”
Birçoğumuz hayatımızın istediğimiz gibi gitmediğini düşünüyoruz değil mi? Gerçek şu ki tam olarak dibe varmadan yeniden kalkamıyorsun. Tam her şey bitti, dediğin anda oluyor güzel olan ne varsa… youtube.com/shorts/cNO0dyU9Syc İşte o dipte ortaya çıkıyor Baba kitabı, ardından tüm dünyaya damgasını vuran Baba filmi!
“Bir odada kedi kimi seçiyorsa otorite odur.”
Bir yolculuk film,
Öyle bir hikâyesi var ki, nasıl çekildiğine şaşırıyorsun…
Yönetmenin bavulu hazır, bir şeyler ters gittiğinde çekip gidecek gibi. Başrol “yetersiz, ünsüz, sessiz, başarısız” bulunuyor. Işıklandırma bile Allah’a emanet… Hatta o Marlon Brando’nun kucağında gördüğünüz kedi bile sette tesadüfen bulunan, senaryoda yer almayan bir kedi. Doğaçlamalar, gerçek at başları… Olmazlardan doğuyor film. Ve o film için birçok otorite tarafından “sinema tarihinin en iyisi” yorumu yapılıyor. youtube.com/shorts/q6kk3fFxh2Q
“Ailesiyle vakit geçirmeyen bir erkek asla gerçek bir erkek olamaz.”
Bir mafya filmi mi bu yoksa bir aile trajedisi mi?
Aileni bir şeylerden korumak için öne çıktığın zaman aslında onları da peşinden sürüklemiş olmaz mısın?
Bir insanı neler değiştirebilir?
İnsanın ruhunda değişim vardır da karşı karşıya kaldığı durumlar birer bahane midir yalnızca?
Birçok soruyu beraberinde getiriyor film… Çıkış noktasında Baba kitabı, o kitabın çıkış noktasında da Puzo’nun edebiyat dünyasına bir kere bulaşmış olması var: “Karamazov Kardeşler'i bitirdiği zaman, ömründe ilk defa kendisine ve çevresindeki insanlara neler olduğunu anlamıştı.” Her şeyin başladığı ve her şeyin bittiği yerde kitaplar var. Ve Karamazov Kardeşler bence kitap dünyasının zirvesi… Bir 2026 okuma listeniz varsa kuşkusuz başında yer etmeli.
Kafka Okur’un bu ayki konusu “suç ve suçluluk”
Dünyada 6 unutulmaz suç filminden bahsediyor, ilk sırada Kadir İnanır’ın başrolünü oynadığı Tövbekar filmi, akabinde; A Bronx Tale, Pusher, Un Prophete, Serbuan Maut ve en son çekilenleri Akinjeon… Herhangi birini izlediniz mi? Ardından Willem Adriaan Bonger’in “Suçluluk Üzerine” yazısı. Bu kadar suç yeter değil mi? Haydar Ergülen soruyor, “Adaletin olmadığı bir sistemde özgürlük olabilir mi?” Ruhumuzdaki yaralara değiniyor Çiğdem Demirhan, “Temizleyemediğim bir enkazdayım. Başa çıkamıyorum. Uyuyamıyorum. Nefes alamıyorum.” Hangimiz çıkabildik ki o enkazın altından? Çıkanlar ne kadar sağ çıkabildi o da meçhul… “Birkaç gündür kendisinden haber alınamayan psikolog, bugün evinde ölü bulundu.” İçimde Yazan Biri Var diyor Ebuzer Kalender. “Bir şeyler eksik,” diyor Seçil Çırıkka, ne eksik peki? Neden böyleyiz? “Kaybolmanın da bir şekli varmış: Bazen yolun bittiği yerde değil, başladığı yeri hatırlamakla bulunuyormuş insan.” “İnsan bekleyince yoruluyor, hele boşuna bekliyorsa daha çok,” diyor İrfan Kurudirek, bekliyor musunuz? İsmail abi… youtube.com/shorts/l51C2a1u8M8
Yılın son eseriydi benim için. Bir daha bu kadar okuyabildiğim bir yıl olacağını sanmıyorum. Değişiklikler çekiyor içim. Kim bilir, belki başka zamanlarda, başka yerlerde görüşürüz kıymetli dostlar.